« Önceki |

28/8/2008

Bruce Lee'nin evi randevuevi oldu.



Ünlü aktör ve savunma sanatı ustasının son yıllarını geçirdiği Hong kong'daki evi, odaları birkaç saatliğine kiralanan bir otele dönüştürüldü...
Bruce Lee hayranları facebook üzerinden örgütlenerek evi kurtarmak için harekete geçti...
Bruce Lee 1973'te ölmeden önce son günlerini Hong Kong'daki bu iki katlı evde geçirdi. Evi satın alan 86 yaşındaki Çinli Yu Panglin burada bir otel işletmeye başladı. Duvarlarında yarı çıplak kadın fotoğraflarının asılı olduğu otel, çiftlere biriki saatliğine kiralanıyor. Bruce Lee hayranları ise evi geri alıp müzeye dönüştürmek için Hong Kong yönetimine başvurdu.

vatan

27/8/2008

Moda alkolikleri küfür hareketi

Yasağın savunulacak tarafı yok! Kimsenin yaşamına müdahale edilmemeli; ancak ya özgürlük diyerek hakaret edenler..!




Balçiçek Pamir, daha dün türbanlılar için kaleme aldığı yazısında bazı kesimlerin uyguladığı sosyal şiddeti gözler önüne serdi. Ayrımcılığı körükleyen kesim sadece iktidar mı?

Türbanlıyı cüzzamlı ilan eden kesim, konu özgürlük olunca mangalda kül bırakmıyor! Şimdi Moda'ya kadar uzanıyor ve alkol yasağını protesto eden bir grubun hakaretlerine doğru yol alıyoruz...


İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Beltur AŞ’nin Moda iskelesindeki içki yasağı her Cuma akşamı, bira ve şarap şişeleriyle protesto ediliyor. Protestoya katılımın ön kabülü ise içki içmek!

"Özgürlüklerin hiçbir şartta yasaklanmamalı" ön kabülüyle buraya kadar herşey normal karşılanabilir ya bundan sonrası..!

Balçiçek Pamir'in türbanlılara uygulanan sosyal şiddeti gözler önüne serdiği o yazısının ardından Moda'daki bu içki yasağı protestosu, neredeyse internette "hakaret hareketine" dönüştü. 

Moda protestocuları, ünlü sosyalleşme sitesi Facebook'ta kurdukları grupta, içki içmeyenler değil karara karşı çıkanlara dahil bir çok kişiye küfür ediyor.

İşte bazı Moda alkoliklerinin küfür hareketi;

Moda Hareketi
29 Ağustos cuma etkinliğimizi yukarıdaki linkte yeralan haberde "Satmıyoruz ne olacak?" diyen yobaz İBB Meclisi AKP Grup Başkan Vekili Hüseyin Evliyaoğlu'nun derisinin kalınlığına adıyor ve

"Eşşek hoşaftan ne anlar, suyunu içer, tanesini ayırır, boşanıp semerini kemirir" diyoruz.

K.N
İçeçem ulan içeçem! Ramazan'da siz iftar yaparken size karşı kadeh kaldıracam pis yobazlar!

Moda İskele
Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz ,Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık.

Bu 12 ayın dışında bildiğim ay yok. Doğu Karadeniz'de Nisan'a April de dediklerini duymuştum. O kadar. Başka ay adı yok. Sorun da yok.
Yoksa pazartesi haftabaşı, salı sallanır, çarşambayı sel aldı, perşembeyi yel aldı, cuma da mubarek gün, c.tesi-pazar tatil... eee ne zaman yapcaz biz bu işi? Reca ederim bu bahsi kapatalım kuzum...

Serin K.
Aynı konu başlığımızda , "yaklaşan ramazan" nedeniyle stratejik önerileri de paylaşalım.

Benim böyle de bir d e r d i m var, açıkçası...Sivri'lik parayla değil a ...

Enis C.
Yobazlara bırakmayalım da,bi zahmet kırolara da bırakmayalım modayı =)

Tonguç
Bizim derdimiz, Moda İskele ne güzeldi, şimdi kötü oldu biçiminde değil.
Yobazların hiç de rastlantı olmayan bir zamanlama ile, yaşam biçimimize faşistçe müdehalesine karşı durmak gerekliliği bizi harekete geçiren.
Yobazların, onların işbirlikçilerinin, gerçek yüzlerini teşhir edip, nasıl bir ülke yaratmaya çalıştıklarını anlatmak istiyoruz.

Selami M.
Her tarafta başörtülü kardeşim! Taksime çıkıyoruz onlar, Moda'ya gidiyoruz onlar. Yahu gidin o zaman İran'a... Ben içeçeğim, dibine de vuracağım ama sizler defolup gideceksiniz bu memleketten!

 

İNTERNETHABER 

26/8/2008

Balçiçek Pamir, utandıran üç sahneyi yazdı!



Yazar Balçiçek Pamir, tanık olduğu üç sahneyi yazdı. Mahalle baskısına dair çarpıcı örnekler.
Balçiçek Pamir'in utandığı anlar. Habertürk yazarı 3 sahneyi yazdı. Tanıklık ettiği mahalle baskısına dair çarpıcı örnekler verdi. Ancak hemen belirtelim yazarın bahsettiği baskı tesettürlülere yönelik..

"(...)Sahne 1

Bodrum’da bir sahil. İki haşemalı genç kız denize doğru yürüyor. Ne yalan söyleyeyim ben de uzun uzun baktım. Alışık olduğum bir görüntü değil. Bir tanesi yeşil bir tanesi mor üstelik. O sıcakta terlemezler mi diye düşündüm. Bir tanesi yanıma yaklaştı. “Biz” dedi. “Bursa’dan geliyoruz, ilk defa buraya geldik. Sizin de ikizlerinizi görünce benim de 1,5 yaşında oğlum var acaba ne önerirsiniz? Ne yapsak, otelden memnun değiliz nerede kalsak?”
Bir süre sohbet ettik. Sonra ben ikizleri simitlerine oturtup denize girdim.
Sohbet ettiğim genç kadın da kız kardeşi olduğunu sonradan öğrendiğim genç bir kızla denize girdi. O sırada diğer kadınlardan taciz başladı.
Hem de yüksek sesle.
-Şunlara bak, ne biçim kıyafet… Üstelik rüküş.
-Buralara kadar geldiler. Bodrum’un da tadı kaçtı.
-Maşallah hiçbir şeyden de geri durmuyorlar.
Utandım. Öylesine utandım ki sormayın. Biz ne zaman böylesine sert, vicdansız acımasız ve tacizkar olduk? Biz ne zamandan beri insanları kıyafetlerine ve dış görünüşlerine göre yargılar ve idam eder olduk? Hep “Sorun bizi yönetenlerde, aşağıda bir problem yok” demiyor muyduk?
Haşemalı kızlardan biri dayanamadı.
“Niye bize laf atıyorsunuz, ben de sizin gibi tatile geldim. Üstelik ben sizi rahatsız etmiyorum”
Karşıdan cevap gecikmedi.
“Görüntün beni rahatsız ediyor”
Nasıl yani?

Sahne 2

İstanbul Kemerburgaz’da bir site. Sitenin sakinlerini bir telaş almış ki sormayın. Elimde bir mail var. Site sakinleri sitelerine yeni taşınan aileden son derece rahatsız olmuşlar. Neden? Çünkü ailenin “anne”si türbanlı. Diğer site sakinlerine gönderilen mailde “Hemen bir çözüm bulmalıyız deniliyor. Artık buralara kadar geldiler. Nasıl olur da böyle bir aileye ev kiralarlar anlamıyoruz. Acilen bir toplantı düzenleyip “Kimlere ev kiralanabilir” maddesinin üzerinde detaylıca konuşmalıyız.”
Kendini bilmez bir site sakini böyle bir mail atmış ne olacak ki…
Diyebilirsiniz.
Ben de öyle dedim. Bu mail bana geleli 2 ay olmuştu.
Taa ki diğer site sakinlerini cevaplarını ve konuyla ilgili önerilen çözümleri okuyuncaya kadar… İnanın öyle öneriler var ki yazmaya elim gitmiyor.
Yine utandım. Hayatımda ilk defa bu kadar net bir şekilde, ait olduğumu hissettiğim topluluktan ne kadar uzaklaştığım fark ettim birdenbire.

Sahne 3

İstanbul Levent’te bir İtalyan restoran.
Dört gün önce…
Saat 21.30’da.
Elele bir çift geldi mekana.
Kadının başı kapalı.
Kenarda bir masayı tercih ettiler.
Bir süre sonra yine taciz başladı.
Bakışlar, yüksek sesle söylenmeler, gereksiz gürültüler.
Bir süre sonra “Bir daha burayı adım atmam” diye mekanı terk edenler bile oldu.
Elimde içki kadehim ağzım açık kaldı.
O çift herkesin elinde içki kadehinden, şortlarımızdan, mini eteklerimizden rahatsız olmadan baş başa bir gece geçirmek için kalkıp restorana geliyor ve biz ne yapıyoruz? Ne yapsın adam hayatını Fatih ve çevresinde mi geçirsin?
Üstelik ortada insan haklarına aykırı bir durum yok mu?

Tekrar soruyorum biz ne zaman bu hale geldik?
Şimdi beni topa tutacak kendi deyimleriyle türban konusunda taraf olan okuyucularıma sesleniyorum. “Elinizi vicdanınıza koyun. Bu yapılanlar ayıp değil mi? Günün birinde türbanlı biri sizden bir yardım isterse el uzatmayacak mısınız? Biz böylesine insanlıktan çıktık mı?

26/8/2008

Porno Lideri Gerçekte Kim?



Google ne zaman arama istatistiklerini açıklasa, "Porno" kelimesinde ipi sürekli şampiyon Türk gençliği göğüslüyor. Peki nedenini hiç merak ettiniz mi?Emeğe saygılı, paylaşımı baş tacı eden, 'rep'leri unutmayan Türk internet kullanıcısı, son Google istatistiklerinde yine "porno" kelimesini arama dalında altın madalya kazandı. Teknik veriler, 2008 yılında şu ana kadar Google'da "porno" şeklinde aramanın en fazla Türkiye'den yapıldığını ortaya koyuyor. Ancak bu durumu klasik "yurdum insanı" şablonuna oturtmadan önce satır aralarına göz atmaya ne dersiniz?

Rep'leri Unutmayalım!

İlk olarak fark etmemiş kullanıcılar için belirtelim; "porno", Türkçe sınırları içinde yer alan bir kelime. Diğer bir deyişle, "porno" kelimesinde birinci çıkmak ile "doktor" kelimesinde birinci çıkmak arasında çok fazla fark yok. Yani, şu sıralar gündemde olan "Porno kelimesini en çok arayan ülke biz olduk" yerine "Doktor kelimesini en çok arayan ülke biz olduk" demek gibi. Aranan kelimeler Türkçe olduğu için en çok arayanlar listesinde Türkiye'nin ilk sırada yer alması gayet normal. Akıllara "İyi de porno kelimesi sadece bizde mi var?" sorusu gelebilir. Cevabını verelim: hayır. İtalya, Fransa, İspanya ve Almanya'da da bu terim "porno" şeklinde geçiyor.Ancak şu var ki, porno tabirini, pornografik teriminin kısaltması yerine, doğrudan "cinsel temalı yetişkinlere özel içerik" şeklinde kullanan sadece biziz. Kendi dilinde "porno" kelimesi bulunanlar bile, bu yönde araştırdıkları içerik için yurtdışında kabul gören daha üstü kapalı bir tabir olan "adult" kelimesi ile arama yapıyor. Yetişkinlere yönelik cinsel içerikler, yurtdışında "adult" adıyla damgalanıyor ve böyle kabul görüyor.

Pornoyu Arayan Ülkelerin Asıl Listesi



Yukarıkdaki istatistikleri Google'ın kendisinden alınıyor. Google Trends üzerinde hangi kelimenin en çok hangi ülke tarafından arandığına bakabiliyorsunuz. Uluslararası arenada, "porno" aramalarında 8. durumdayız.En Kolay Suni GündemPorno içeriklerin ahlaki sonuçları, teknolojiyle alakasız ve başka platformlarda yapılması gereken bir tartışma olabilir. Fakat Google ve diğer arama motorlarında bu terimle ilgili "başarılarımızın" artık "gazetelerin üçüncü sayfalarındaki tecavüz haberlerine denk" bir sapkınlığı belgeliyormuş gibi lanse edilmesinin ve bu şekilde gündem yapma çabalarının son bulması gerekiyor.
ShiftDelete.Net - Porno Lideri Gerçekte Kim?

26/8/2008

Yine Atatürk ve sol üzerine

Son birkaç yazıma gelen mesajlar, okurlarımızın Türkiye üzerine düşündüğünü, tartıştığını göstermesi bakımından sevindirici.

Sanki herkes bir yüzleşme, yeniden düşünme, gözden geçirme gereğinin farkında.
Ülkenin büyük kısmına egemen olan vurdumduymazlıkla karşılaştırıldığı zaman bu okurların tutumu daha da değer kazanıyor.
Tartışmalar daha çok Atatürk ve sol konusuna odaklandığı için bununla ilgili bir iki söz daha söylemek ihtiyacı duyuyorum.
Gazi’nin anti-emperyalist, devrimci, halkçı nitelikleri ve dünyanın “mazlum milletleri”ne örnek olan liderliği kuşku götürmez.
Ama bütün bunlar onu “sol” olarak nitelememize yeter mi, kuşkuluyum.
Zaten böyle bir tanıma ne gerek var?
Atatürk denildiğinde bütün dünyanın aklına, sağ ve sol tanımlamalarının çok daha ötesinde kavramlar gelir.
Biliyorum bazı yazarlarımız “sol”u, anti-emperyalizm ve halkçılık bağlamında ele alarak “Atatürk solcudur!” demişlerdi.
Ama ben “sol” kavramını, dünya literatüründe olduğu gibi bir sınıf mücadelesi ve üretim araçlarının kontrolü bağlamında düşündüğüm için, bu kanıya katılmıyorum.
Bakın Atatürk ne diyor:
“Bu milletin siyasi partilerden çok canı yanmıştır. Şunu arz edeyim ki, başka memleketlerde partiler, ekonomik amaçlar üzerine kurulmuş ve kurulmaktadır. Çünkü o memleketlerde çeşitli sınıflar vardır. Bir sınıfın çıkarını korumak için oluşan siyasi partiye karşı, başka bir sınıfın çıkarını korumak amacıyla bir parti kurulur. Bu, pek doğaldır. Güya bizim memleketimizde ayrı ayrı sınıflar varmış gibi kurulan partiler yüzünden tanık olduğumuz sonuçlar bilinmektedir. Oysa Halk Partisi dediğimiz zaman bunun içine bir kısım değil, bütün millet dahildir.”

***


Türkiye’de sınıf mücadelesinin olamayacağını belirten Atatürk şöyle devam ediyor:
“Biliyorsunuz ki ülkemiz çiftçi ülkesidir. O halde milletimizin büyük bir çoğunluğu çiftçi veya çobandır. Bu böyle olunca, ona karşı büyük toprak ve çiftlik sahiplerinin varlığı akla gelebilir. Bizde kaç kişi büyük toprağa sahiptir? İncelenirse görülür ki ülkemizin büyüklüğüne oranla hiç kimse büyük toprak sahibi değildir. Dolayısıyla bu arazi sahipleri de korunacak insanlardır.
Sonra zanaat sahipleriyle, kasabalarda ticaret yapan küçük tüccar gelir. Elbette bunların da çıkarlarını, şimdiki ve gelecekteki durumlarını korumak zorundayız...
Kaç milyonerimiz var? Hiç. Dolayısıyla biraz parası olanlara düşman olacak değiliz. Tam tersine, ülkemizde birçok milyonerin hatta milyarderin yetişmesine çalışacağız.
Bugün ülkemizde fabrika, imalathane gibi kurumlar çok sınırlıdır. İşçilerimizin sayısı yirmi bini geçmez. Oysa ülkeyi kalkındırmak için çok fabrikalara muhtacız. Dolayısıyla tarlada çalışan çiftçilerden farkı olmayan işçileri de korumak ve yardım etmek gerekir.
Bundan sonra aydınlar ve bilim adamları denilen kişiler gelir...
İşte ben milletimizi böyle görüyorum.
Dolayısıyla çeşitli meslek mensuplarının çıkarları birbiriyle bağlantılı olduğundan, onları sınıflara ayırmak olanağı yoktur ve tamamı halktan ibarettir.” (7 Kasım 1923 - Balıkesir)

***

Şimdi kararı size bırakıyorum: Atatürk o dönemdeki sosyalist ülkeler gibi işçi sınıfı öncülüğüne dayanan bir düzen kurup mülkiyeti ve üretim araçlarını devlet kontrolüne mi almak istemişti yoksa özel sektörün güçlenerek para kazanacağı ve devletten yardım göreceği bir karma ekonomik model mi kurmuştu?
Atatürk gibi bir büyük dahiyi anlamak için onu daha çok okuyalım. Kulaktan dolma sözlerle bir kanıya varmayalım.

 zlivaneli@gazetevatan.com

ZÜLFÜ LİVANELİ - VATAN

26/8/2008

ÇOK AĞIRLARINA GİTMİŞ

Bu milletin inancı, namazı, başörtüsü, orucu; sizin balık yerken zıkkımlanmanızla eşdeğer öyle mi?

Bu yıl Ramazan’a girerken acaba nasıl bir fitne fesat bizi bekliyor diye merak ediyorduk. Fazla beklemeden kokusu çıktı.

Bu Ramazan’da bazıları anason kokacak. İçki-balık tartışması başlattılar.

Başbakan’ın içkili balık lokantasında karşı masaya kadeh kaldırmasıyla başlayan polemik, eskiden içkili olan birkaç balık lokantasının belediyenin işletmesine geçtikten sonra içkisiz hale dönüştürülmesi tartışmasına dönüştü.

Gören de memlekette içki satışları yasaklanmış, içenin kafası vuruluyormuş sanır. Altı üstü
3-5 tane mekan ‘halka açık balık lokantası’ haline getirildi diye kıyamet koparıyorlar.

‘Halka açık’ ifadesi ne demekmiş, içki içenler halk değil miymiş ?

Kafayı buna takmışlar.

Saysanız en fazla 5 tane mekandan içki kaldırıldı diye bütün bu yaygara. Koca İstanbul’da belki yüzlerce içkili balık lokantası var. Boğazda ve sahil şeridinde neredeyse içkisiz balık lokantası yok denecek kadar az. İstiklal’deki balık lokantalarında içki içmeyeni dövüyorlar.

Siz zaten demleneceğiniz mekanları çok iyi biliyorsunuz. Kala kala belediyenin 3-5 balık lokantası mı size battı ?

Asıl önemsediğimse bu hazımsız güruhun ‘halka açık balık lokantası’ ibaresinden rahatsız olması. Bu ifade onlara kendilerini halk değillermiş gibi hissettiriyormuş.

Bence çok yerinde bir his bu. Çok da iyi olmuş böyle hissettikleri. Demek ki bu ülkede ilk defa sizler kendinizi halk değilmiş gibi hissettiniz.

Ortadaki uygulamanın böyle bir his uyandırdığı falan yok ama bu hissi yaşamanız çok güzel.

Anladınız mı şimdi milyonlarca inançlı insanın yıllarca nasıl halk değilmiş gibi muamele gördüğünü. Üstelik siz kendinizi halk değilmiş gibi hissettiğinizde bile gidip içki içebileceğiniz yüzlerce mekan var.

Namaz kıldığı, başını örttüğü, oruç tuttuğu, imam hatibe gittiği için bu ülkenin milyonlarca insanını siz yıllarca nasıl halk olarak görmediyseniz,

Bu insanlar bu ülkenin kurumlarına ve mekanlarına nasıl halk olarak görülmedikleri için alınmadıysa,

Halk olarak görülmedikleri için üniversite kapılarından nasıl geri çevrildiyse,

Kamusal alan denilen zırvaya nasıl takıldıysa,

Nasıl vebalı muamelesi gördüyse,

şimdi siz iki tane balık lokantasına gidip içemeyeceksiniz diye kendinizi bütün bu muameleye tabi tutulmuş insanlarla aynı kefeye koyuverdiniz.

Size göre bu milletin inancı, namazı, başörtüsü, orucu, dini hassasiyetleri; sizin balık yerken zıkkımlanmanızla eşdeğer öyle mi ?

Milleti yıllarca halk olarak görmeyenler, şimdi iki tane içkili lokanta içkisiz hale geldi diye ağırlarına gidiyor.

Aman ne güzel.

Kafayı çekince size nasılsa her gün bayram. İstediğiniz yerde de içkinizi içiyorsunuz zaten. Bırakın da şu millet ailesiyle gidip rakı kokusu ve sigara dumanı olmayan bir yerde ağız tadıyla balık yesin.

Ha o kadarını da kaldıramıyorsanız hakkaten halk olmayı halk etmiyorsunuz.

Abdullah Abdulkadiroğlu

30/7/2008

İstanbulluya 319, Tunceliliye 1650 YTL



İstanbulluya 319, Tunceliliye ise 1650 YTL. Yılın ilk yarısında bütçeden kişi başına en çok parayı Tunceli, Ankara ve Hakkari alırken, devletin kişi başına en az harcama yaptığı il İstanbul oldu. Bu dönemde devlet, Tunceli'ye kişi başına 1650, Ankara'ya 1457, Hakkari'ye ise 1122 YTL aktardı.

habertürk

10/7/2008

Kahraman polis olay anını anlattı

ABD İstanbul Başkonsolosluğu önündeki polis noktasına silahlı saldırı düzenleyen teröristlerin planları alt üst edip üç saldırganı da öldüren kahraman polis olay anını anlattı.

15 gün sonra 1 yıllık polis olacak olan Osman Dağlı, '8 dakika süren çatışma çok hızlı gelişti' dedi. Bacağından ve sol dirseğinden yaralanan Dağlı, ambulansla hastaneye sevk edilirken bile silahını bırakmamış. Dağlı, vurulduktan sonra sürekli Kelime-i Şehadet getirdiğini anlattı.

Edinilen bilgilere göre, içerisinde 4 kişi olduğu öğrenilen bir otomobil 10.30 sularında konsolosluğa yaklaştı.

Saldırganlardan biri polis kulübesinin kapısını açarak koruma görevlisi Nedim Çalık'ı şehit etti.

Olay yeri yakınlarında bulunan trafik polisleri Mehmet Önder Saçmalıoğlu ve Erdal Öztaş silah sesleri üzerine bölgeye koştu. Geride arkadaşlarını bekleyen iki terörist, Saçmalıoğlu ve Öztaş'a ateş açtı.

Ağır yaralanan biri 28, diğeri 21 yaşında olan polisler, silahlarını bırakmadı ve çatışmaya devam etti. Arkadaşlarının yardımına yine bir trafik polisi olan Osman Dağlı yetişti.

Sokaktaki çekicide görev yapan Dağlı, teröristlerin üçünü de etkisiz hale getirdi. Konsolosluğa giremeyeceklerini bile bile saldırarak Türkiye'yi yeniden faili meçhul kurşunlarla kaos ortamına sokmak isteyen hainlerin oyununu bu kez kahraman polisler bozdu.

Silahlı saldırının ardından olay yerine gelen 112 Acil Servis kurtarma ekipleri, yaralılara müdahale anını anlattı.

Ekipler, şehit olan ağır yaralı polislerin hastaneye taşınırken sürekli Kelime-i Şehadet getirdiklerini söyledi.

Acil Servis ekipleri, teröristlerin, kendileri olay yerine vardıklarında ölmüş olduklarını anlattı.

Hemen yaralı polislere müdahale ettiklerini söyleyen sağlıkçılar, hastaneye taşınan ancak yaşamını yitiren polislerin ambulansta sürekli Kelime-i Şehadet getirdiklerini ve silahlarını ellerinden bırakmadıklarını aktardı.


zaman

27/6/2008

İyilikten maraz doğdu


Atalardan kalma bir söz olan "İylikten maraz doğarmış" Osmaniye'de gerçek oldu. İyiliksever bir pastane sahibi, hamile kadınlara bedava ikramda bulunmaya başlayınca, gerçek hamilelerden çok, karnına yastık koyup gelenler oldu. Pastane sahibi de önlem almak zorunda kaldı.

Osmaniye'de, hamile kadınlara bedava ikramda bulunan bir pastane işletmecisi, karnına yastık bağlayanların sayısı artınca, bir kadın personel görevlendirerek, önlem almak zorunda kaldı.

Kentin Alibeyli Mahallesi İstasyon Caddesi'nde yaklaşık 10 yıl önce faaliyete geçen pastanenin işletmecisi Hamit Gümüş (39), AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaklaşık iki yıl önce pastanesinin adını, Türk dilini yozlaştırmamak için değiştirdiğini, bu değişimi duyurmak için de kampanya düzenlediğini anımsattı.

Gümüş, 7 yaşından küçük 70 yaşından büyükler ve hamile kadınlara hafta sonlarında bedava ikramda bulunarak başlattığı kampanyası ilgi görünce, kampanyayı hamile kadınlar ve gelin-damatla sürdürdüğünü belirterek, şunları söyledi:

“Hamileler için yaptığımız uygulama, başladığı günden beri suiistimal ediliyor. Karnına yastık bağlayan pastaneye geliyor. Önceleri suiistimalleri görmezden geldik ancak, dozu kaçınca, daha önce kadın doğum uzmanı yanında görev yapan kadın personelimiz sayesinde, kendisine hamile görüntüsü verenleri artık daha rahat tespit edebiliyoruz. Karnında yastık olanları sadece gözlemle bile anlayabilen personelimiz, gerektiğinde uygun bir dille izin alarak kadınların karnına da dokunuyor. Bu bazen esprisi konusu bile oluyor. Müşterilerimiz buna alınganlık göstermiyorlar.

Karnında yastık olduğunu belirlediğimiz bazı müşterlerimiz ise (biz anlayacak mısınız? diye merak edip şaka yaptık) diyorlar. Bu kampanya, pastanemize farklı bir neşe kattı.”

HAMİLELERİN BULUŞMA NOKTASI

Hamit Gümüş, eşi Sunay ile, pastaneyi kurduğu yıllarda evlendiğini, ancak, 5 yıl süreyle çocuğunun olmadığını belirterek, “O yıllarda eşim, pastanemize gelen hamilelere hayranlıkla bakardı. O dönemde, (çocuğumuz olursa hamilelere bedava ikramda bulunacağız) diye konuşmuştuk. 5 yıllık tedavinin ardından çocuğumuz oldu. Bu nedenle, gelin ve damat kampanyasını belki ileride noktalayabiliriz, ancak hamile kadınlara bedava ikramı sürdüreceğiz” dedi.

Gümüş, birbiriyle akraba, komşu ya da arkadaş olan hamilelerin buluşmalarını da yine kendi pastanelerinde gerçekleştirdiklerini belirterek, “Burada toplanıp hem ücretsiz ikramlarını alıyorlar, hem de sohbet ediyorlar. Ortak konuları hamilelik olduğu için sohbetleri uzadıkça uzuyor” diye konuştu.

Gümüş, hafta sonunda, 2-3 gelin-damat ile yaklaşık 30 hamile kadına ücretsiz ikramda bulunduklarını, bunun kedilerine yaklaşık 250-300 YTL'ye mal olduğunu kaydetti.  

hürriyet

19/6/2008

Sıkıysa şimdi sık!



Her kazanılan zaferin ardından silahına davranan şehir haydutları için önlem alınmaya başladı. İlk karar Adana'dan...

Milli maç sonrası ülke genelinde yaşanan silahla yaralanma olaylarına karşı valilikler, önlem almaya başladı. Bu doğrultuda ilk örnek karar Adana Valisi İlhan Atış'tan geldi. Atış, Milli maç sonrası silah sıkanlar hakkında soruşturma başlatılacağını, ruhsatların iptal edileceğini söyledi.

Adana Valisi İlhan Atış, ''Milli maçlarda silah sıkanlar tespit edildiğinde ruhsatları iptal edilecek, kamu görevlisiyse hakkında soruşturma açılacak'' dedi. Atış, Valilikte düzenlediği toplantıda, Adana'da A Milli Futbol Takımının Çek Cumhuriyeti ile yaptığı maçın ardından gerçekleşen kutlamalar sırasında iki kişinin silahla vurularak yaralandığını hatırlattı.

Yarın Hırvatistan ile yapılacak maçın kazanılmasını dileyen Atış, şöyle devam etti:

''Ancak, maçın ardından benzeri olayların tekrarlanmaması için sıkı tedbirler alınacak. Gezici ekipler kameralarla çekim yapacak. Silah sıkan tespit edildiğinde, ruhsatları iptal edilecek. Az da olsa kamu grevlilerinin silah sıktığı bilgisini alıyoruz. Silah sıkan kamu görevlileri tespit edilirse haklarında soruşturma açılacak.

Ayrıca, ambulans ve itfaiye gibi araçların geçişi için yollarda bir şerit boş bırakılacak. Vatandaşların, güvenlik güçleriyle karşı karşıya kalmamaları için bu konularda duyarlı olmasını istiyoruz. Bizim sevincimiz başka insanların derin acılarına neden olmamalıdır.''

internethaber

Free Hit Counter
Free Hit Counter Powered by MyPagerank.Net c Msn bot last visit powered by MyPagerank.Net Genel