« Önceki | Sonraki »

3/6/2008

'CHP'yi yakacak belge' ortaya çıktı

CHP'den Tuncay Özkan'ın sahibi olduğu dönemde Kanaltürk televizyonuna aktarılan 3.5 milyon doların sırrı çözüldü. CHP, 3.5 milyon dolar karşılığında Kanaltürk'ün yüzde 40'na rehin koyup, yönetici atamış. Hangi şarkıcının hangi programa çıkacağına bile karar vermiş

 

Star Gazetesinde yayınlanan Şamil Tayyar imzasıyla yayınlanan habere göre, CHP'den Tuncay Özkan'ın sahibi olduğu dönemde Kanaltürk televizyonuna aktarılan 3.5 milyon doların (2004 kuruna göre 5.7 milyon YTL) sırrı çözüldü. CHP'nin '13 bölümlük Atatürk'ün Kurduğu Partinin Öyküsü Belgeseli' karşılığı olarak ödediğini açıkladığı paranın aslında Kanaltürk'ün CHP'ye rehin edilmesi karşılığında verildiğinin belgesi ortaya çıktı.

star'ın ele geçirdiği CHP Genel Sekreteri Önder Sav ile Kanaltürk'ün sahibi Tuncay Özkan'ın da imzasının yer aldığı 'Ahlaksız Sözleşme' ile Kanaltürk'ü tüm siyasi parti ve kişilere kapatan CHP, spordan müziğe kadar tüm yayınlara da ipotek koydu. Kanaltürk yönetimi de kendini parti kanalı haline getiren bu sözleşmede, CHP görüş ve programına uygun davranmayı taahhüt etti.

YA CHP YA DA YİNE CHP ŞARTI

TOPLAM 10 maddelik prodüksiyon sözleşmesinin ilk maddesinde sözleşmenin konusu, 'CHP'nin tanıtımı, belirlenecek diğer faaliyetler için prodüksiyon ve benzeri hizmetlerin yayımlanması' olarak tarif edilirken, şu özel not düşüldü: 'Yayımcı (Kanaltürk) iş bu sözleşme süresince başka bir siyasi parti, siyasi kişi veya oluşumla ayrı bir yayın sözleşmesi yapmayacağını taahhüt eder.'

Sözleşmenin ikinci maddesinde prodüksiyon hizmetlerinin bedeli 3.5 milyon dolar belirlenirken, 3 taksitte ödenmesi kararlaştırıldı. İkinci madde aynen şöyle: 'CHP, yayımcının Digitürk, kablolu, uydu ve karasal yayın hakkını elde etmiş olmak kaydıyla, 24 Aralık 2004'de iki milyon dolar, 1 Nisan 2005'de bir milyon dolar, 1 Nisan 2006'da 500 bin dolar olmak üzere toplam 3.5 milyon doları bedel olarak ödeyecektir. Yayımcı bu meblağ karşısında 4 yıl için prodüksiyon ve yayın hizmetlerini verecektir.'

KANALIN YÜZDE 40'I CHP'YE REHİN

PRODÜKSİYON hizmetlerinin yanı sıra CHP'nin göstereceği bir ismin Kanaltürk'te icra kurulu üyesi olarak görev yapması hükme bağlandı. CHP, yayın kontrolü karşılığı ödediği 3.5 milyon dolar karşılığında Kanaltürk'ün yüzde 40'ını rehin aldı. Rehin hükmü sözleşmenin 6. maddesinde şöyle yer aldı:

Şirket hisselerinin yüzde 40'ını oluşturan bölümüne ait hisse senetlerini/geçici ilmühaberini, bu hisselerin sahibi gerçek kişiler, sözleşmeyi imza sırasında teminat cirosu ile CHP'ye rehin eder. Geçici ilmühaber verilmişse, bunlar sözleşme imza tarihinden itibaren en geç 6 ay içinde basılı hisse senetleriyle değiştirilir.

Sözleşmenin ikinci maddesinde belirtilen toplam sözleşme bedeli (3.5 milyon dolar) kadar bir tutar için 9. maddede belirtilen sözleşmeyi imzalayanlar tarafından imzalanacak ve imzaları noterden tasdik edilecek bir borç senedi CHP'ye teslim edilir.

Sözleşmenin iptali halinde ise geçen ve kalan sürelerin hesaplanarak paranın bölüştürülmesi kayıt altına alındı. CHP kendi feshederse, kalan miktarın sözleşmede imzası olanlar tarafından derhal iadesini şart koştu.

3.5 milyon doların diyeti

AHLAKSIZ Sözleşme'nin üçüncü maddesinde Kanaltürk'ün yükümlülükleri sıralandı. Kanaltürk, 3.5 milyon dolar karşılığında CHP'ye şu taahhütlerde bulundu:

CHP'nin gönderdiği tanıtım ve reklam filmlerinin izlenme oranı yüksek yayın kuşağında 4 yıl boyunca bedelsiz yayımlanması.

CHP tarafından belirlenecek partili uzmanların televizyonda spordan müziğe kadar her alanda yayınlanan programlarda konuk edilmesi ve konuşmalarının yayınlanması.

Parti tarafından önerilen kişi veya kişilerin haftada 7 saatten az olmamak kaydıyla televizyon ve radyo programlarına konuk olmalarının sağlanması, haber bültenlerinde konuk edilmesi ve görüşlerinin yayınlanması.

Parti liderinin veya CHP'nin yetkili kıldığı yöneticilerin haftada en az bir kez olmak üzere programlarda konuk edilmesi ve görüşlerinin duyurulması. Ayrıca gündemdeki konularla ilgili olarak karşılıklı görüşmelerle olayların ve olguların halka aktarımı için programların yapılması.

Parti liderinin yurtiçi gezilerinin izlenmesi ve yayınlanması taahhüt edilir.

Yayımcı ayrıca prodüksiyon ve yayımlarda yasalara aykırı olmayacak şekilde parti görüş ve programına uygun davranmayı taahhüt eder.

Belgesiz para transferi Anayasa Mahkemesi'nde

CHP'nin Kanaltürk'e belgesiz aktardığı milyonlarca dolarlık transferi Maliye belirledi. Dosya Anayasa Mahkemesi'ne iletildi

MALİYE Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı, CHP'nin Kanaltürk'e aktardığı 4 milyon YTL'lik paranın ile ilgili başlattığı incelemede yaklaşık 3 milyon YTL'lik bölümününün faturalandırılamadığını tespit etti. Bakanlık durumu Anayasa'nın 69 ve Siyasi Partiler Yasası'nın 67. ve 70. maddelerine aykırılık gördüğü için konuyu konuyu Yargıtay Başsavcılığı'na iletti. Konuya ilişkin haberlerin basında çıkması üzerine Başsavcılık da raporu apar topar Anayasa Mahkemesi'ne iletti. Anayasa Mahkemesi da raporu raportöre teslim etti.

HAZİNE'YE GELİR KAYDEDİLECEK

BAŞKANLIK belirleyeceği bir gündemle konuyu görüşecek. Yasadışı bir unsura rastlarsa yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunacak ve yaklaşık 3 milyon YTL'yi de hazineye gelir olarak aktaracak. Maliye'nin Yargıtay Başsavcılığı'na sunduğu denetleme raporunda, CHP'nin Finansbank aracılığıyla 08.01.2007'de Kanaltürk'ün şirketi Yaşam Televizyon Yayın Hizmetleri'ne 5 ayrı EFT ile toplam 2 milyon 922 bin YTL aktardığı ve bu paranın şirket kayıtlarında sadece avans olarak gösterildiği belirtilmişti. Yine söz konusu raporda, 'Belgesel' adı altında alınan 1 milyon 180 bin YTL'nin CHP'den Kanaltürk'e aktarıldığı ve muhasebeleştirildiği kaydedilmişti.

İBRA EDİLMEDİ

ANAYASA Mahkemesi yetkilileri, CHP'nin 2005 yılına ilişkin mali denetiminin henüz yapılmadığını ve hesapların ibra edilmediğini belirtti. Ancak konuyla ilgili görevlendirilen raportörün çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetti. Yoğun iş yükü nedeniyle parti hesaplarını denetleyemeyen Anayasa Mahkemesi en son 2003 ve 2004 yılına ait parti hesaplarını inceledi. Yüksek Mahkeme, önümüzdeki dönemde de CHP'nin usulsüz işlemlerinin bulunduğu 2005 yılı ve sonrası hesaplarını denetime alacak.

'CHP medyası' rahatsız etti!..

DOĞAN Grubu dışındaki gazete, dergi televizyon ve radyolara 'Biat Medyası, AK Parti medyası' isimler takan Milliyet ve Hürriyet gazeteleri CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ın temelsiz çıkan iddialarını manşet yapan gazetelere yakıştırılan 'CHP medyası' sözünden rahatsız oldu. Milliyet rahatsızlığını birinci sayfasından yayımladığı yazıyla dile getirdi: '...skandalı haberleştiren gazeteleri 'CHP medyası' olarak nitelendirmek büyük bir haksızlıktır...'

Benzer bir yazıyı da Hürriyet'ten Ahmet Hakan kaleme aldı. Hakan dünkü yazısında şunları yazdı: 'En son Önder Sav olayında çuvalladık ya... Onlar AKP'nin fedailiğini yapıyormuş. Buna mukabil, biz de CHP'ye fedai yazılmışız. Onlar 'Tayyip'in adamları' imiş, biz de 'Deniz'in askerleri' imişiz...'

Erbakan, RP'nin 'Kayıp Trilyon' davasından ev hapsinde

'Kayıp trilyon' olarak bilinen dava, RP'ye 1997'de verilen Hazine yardımının 1 trilyon liraya yakın kısmının sahte belgelerle harcanmış gibi gösterildiği iddiasıyla açıldı.

Dava süreci, dönemin Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş'ın suç duyurusuyla başladı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki davada 79 kişi yargılandı ve 1 ile 2 yıl arasında hapis cezası aldı.

Mahkeme, 2,6 milyon YTL'si RP lideri Necmettin Erbakan'dan olmak üzere 2,8 milyon YTL'lik Hazine zararının tahsiline karar verdi.

Erbakan hakkında 2 yıl 4 ay hapis cezasına da hükmetti.

Erbakan'ın, ileri yaşından ötürü ev hapsine çevrilen cezasını çekmeye geçen hafta Altınoluk'ta başladı.

3/6/2008

Kürek takımının hocası karakolda farklı konuşmuş

Türkiye Büyükler Kürek Şampiyonası'na katılan Ankara Üniversitesi Kürek Takımı'nın sporcularının Sapanca'da darp edilmesi olayının 'tayt ve şort giymeleri sebebiyle' değil, usulsüz park parası talebinden kaynaklandığı belirtildi.

 

Ankara Üniversitesi Kürek Takımı Kafile Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Akça'nın, "Burada şortla gezemezsiniz, Allahsızlar, deyip vurdular." şeklinde basına beyanat vermesine karşın karakola yapılan müracaatın, araç lastiklerinin indirilmesi sebebiyle olduğu öğrenildi. Gerek sporcuların gerekse Prof. Akça'nın resmî ifadelerinde 'tayt ya da şort' kelimesinin geçmediğini belirten Sakarya Valisi Hüseyin Atak, kavga sırasında profesörün olay yerinde olmadığını açıkladı. Vali Atak, Sapanca Kaymakamı Mehmet Ceylan ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, Sapancalı gençlerle sporcular arasındaki 31 Mayıs'ta meydana gelen kavga sebebinin tamamen usulsüz park parası istenmesinden kaynaklandığını belirterek, şu bilgileri verdi: "Lise bahçesinde park halindeki araçlarının lastiklerinin indirildiğini ve sporcuların da bazı gençler tarafından hakarete maruz kalıp, darp edildiğini beyan etmişler. Ancak resmî ifadelerde 'tayt, şort' kelimesi geçmiyor. Kafilede bulunanların basına değişik beyanatları olmuştur. Bu durum bizi üzmüştür. Neden böyle bir açıklama yaptılar anlamış değiliz."

Vali Atak, Sapanca'da kürek yarışlarının 5 yıldır en küçük bir olay olmadan yapıldığının altını çizdi.

Dövdüğü iddia edilen Yusuf Tantan: Ben de şortla geziyorum

Kürek Takımı'nın sporcularına 'şort ve tayt giydikleri' için saldırdığı iddia edilen Sapancalı gençler, kendilerinin de şort giyip ilçede dolaştıklarını söyledi. Kafile başkanı Prof. Dr. Yılmaz Akça'nın "İlçede şortla dolaşıyorsunuz Allahsızlar deyip bize sopalarla saldırdılar." şeklindeki ifadesini yalanlayan ve sporcular tarafından dövülerek 2 gün 'işgöremez' raporu alan Yusuf Tantan, olayı şöyle anlattı: "Ben arkadaşım Halil'le (17) birlikte onların araçlarının bulunduğu okul bahçesinde sigara içiyorduk. Araçlarının patlamış lastiğini görünce bize (Siz mi patlattınız lastikleri?) diye sordular. Çok kızgınlardı. Orada bize bir iki yumruk salladılar. Ben biraz uzaklaşınca Halil'i altlarına alıp tekmelediler. Halil'i altlarından aldığımda baygındı. Halil'i taksiye bindirip evine getirdim. Olayın taytla alakası yok. Ben de göle şortla gidiyorum. Ayrıca bizde kimse Allah'a küfretmez. Biz iki kişiyiz, nasıl üzerlerine gideceğiz ki."

Duran Savaş, Salih Hamurcu, Sakarya

31/5/2008

Başsavcı: Suç işlenmese de parti kapatılabilir

 

AK Parti'ye kapatma davası açan Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, esasa ilişkin görüşlerini dün Anayasa Mahkemesi'ne sundu

 

Talebinde ısrar eden Başsavcı, parti kapatmak için Ceza Kanunu'nda suç olan fiilleri işleme zorunluluğu bulunmadığını savundu. 1946 yılında çok partili hayata geçilmesiyle birlikte irticanın partilere sızdığını ileri süren Yalçınkaya, ilginç değerlendirmelerde bulundu: "Partilerin kapatılması çoğulcu demokratik sistemin kendini koruma araçlarındandır. Suç niteliği taşımayan eylemler ile suç olmaktan çıkarılan fiiller, partiler için yasak olma niteliğini sürdürebilir. Kapatma bir ceza değildir. Delillerin gazete kupürlerinden temin edilmesi kanuna uygundur. Türban, bir siyasî simgedir. Din ve vicdan özgürlüğü kapsamında koruma göremez, insan hakkı olarak savunulamaz."

Hükümet, Türkiye'nin istikrarına darbe vuran kapatma davasının bir an önce sonuçlanmasını istiyor. Bu düşüncesinden dolayı da savunma için ek süre istemedi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya ise esasa ilişkin mütalaasını vermek için son güne kadar bekledi. Yalçınkaya'nın savunmadan bir ay sonra Anayasa Mahkemesi'ne gönderdiği esasa ilişkin görüşleri 45 sayfa ile 16 sayfalık ek ve 2 CD'den oluşuyor. Başsavcı'nın görüşünde, "Ulusalcı" kesimlerin jargonunu sıkça kullanması dikkat çekiyor. Emperyalizmin günümüzde de yayılmacı politika sürdürdüğünü savunan Başsavcı, 'yerli işbirlikçilerini din tacirleri ve sözde aydınlardan devşirdiğini' iddia etti. İrticanın, 1946 yılında çok partili hayata geçişle birlikte siyasi partilere sızdığını savundu. AK Parti'nin hazırladığı ve "Cevap" adını verdiği ön savunmayı eleştiren Başsavcı, "Davalı partinin iddianame hakkında düşünceleri ifade özgürlüğü, savunma masuniyetini de aşan, hukukun üstünlüğü ilkesini tahribe yönelik beyanlardır. Hukuki savunma yapılması yerine, yargıya saldırıyı esas alan bir yöntem izlenmiş, Yargıtay ve anayasal sisteme ağır eleştirilerde bulunulmuştur." dedi.

'AB müzakereleri durur' görüşüne karşı çıktı

Başsavcı, AK Parti'nin kapatılması durumunda AB ile müzakerelerin duracağı eleştirilerine şu şekilde cevap verdi: "Türkiye'nin AB ile birleşme müzakereleri davalı parti zamanında başlamadı. Kaldı ki, uluslararası ilişkiler parti temelinde değil, devletler ya da onların oluşturduğu kurumlar temelinde yürür. Davalı parti, AB ile müzakere sürecini laikliğe aykırı faaliyetlerde bulunma için uygun ortam olarak değerlendirmiş, ülkemizde kendi siyasal gelişimi ve hedeflerine engel olarak gördüğü bazı kurumları tasfiye etmek, etkisizleştirmek için kullanmıştır."

'Takiye yapıyor' suçlamasıyla niyet okudu

Abdurrahman Yalçınkaya, parti kapatmada demokratik ülkelerde evrensel norm olan Venedik Kriterleri'ne ilginç bir yorum getirdi. Avrupa ülkelerinde rejim değişmezliği konusunda uzlaşma olduğu için parti kapatmanın az olduğunu savunan Yalçınkaya, "Davalı partinin eylemlerinin bir şeriat devletine giden yolu açmaya yönelik olduğu ve bu yolda takiye yapıldığı açıktır. Şeriatın içerdiği şiddet (cihat) unsuru da dikkate alındığında davalı partinin eylemlerinin İHAS ve Venedik İlkeleri'ne aykırılığı açıkça ortaya çıkmaktadır." ifadelerini kullandı.

Başsavcı'ya göre türban insan hakkı değil

BOP için "Türkiye'ye ve bölgeye dayatılan, ideolojik altyapısı ılımlı İslam olan bir proje" nitelendirmesinde bulunan Yalçınkaya, 'bir başka siyasi hegemonya projesi' olarak gördüğü Medeniyetler İttifakı ile BOP'u karıştırmadığını öne sürdü. Davalı parti liderinin iddianameye konu olan beyanlarının başka siyasiler tarafından söylenmiş olmasının kapatma davasında savunulamayacağını iddia eden Yalçınkaya, türbanın siyasi simge olduğunu, din ve vicdan özgürlüğü kapsamında koruma göremeyeceğini, temel insan hakkı olarak savunulamayacağını belirtti. Başsavcı'nın AK Parti'nin iç işleriyle ilgili yaptığı şu değerlendirme de dikkat çekti: "Hüsnü Tuna hakkında partiden kesin ihraç cezası verilmesi gerekirken, bu şahıs adeta korunup ödüllendirilmiştir. Buna karşılık, partinin bazı uygulamalarını eleştiren Turhan Çömez partiden kesin ihraç edilmiştir."

Ömer Şahin

29/5/2008

atatürk ve komünizm

tbmm gizli celse zabıtları, devre: ı, içtima ı, tarih: 22.1.1921.i, 31, c: 3. sayfa 334...

atatürk'ün komünist düşünceleri suç sayıp saymama konusunda gizli oturumda söyledikleri şunlar. konuşmadaki eski sözcüklerin yerine yenilerini koymaya çalışarak aktarıyorum:

"- efendiler, iki türlü önlem alınabilirdi. birisi doğrudan doğruya komünizm diyenin kafasını kırmak; diğeri rusya'dan gelen her adamı derhal denizden gelmiş ise vapurdan çıkarmamak, karadan gelmiş ise, sınırın dışına atmak gibi zorlayıcı, şiddetli, kırıcı önlem kullanmak... bu önlemleri almak, iki noktadan yararsız görülmüştür. birincisi, iyi ilişkilerde bulunmayı gerekli saydığınız rusya cumhuriyeti tümüyle komünisttir. eğer böyle zorlayıcı önlem uygularsak, o halde kayıtsız koşulsuz ruslar'la ilişkide bulunmamak gerekir. oysa biz, birçok siyasal düşünce ile birçok neden ve etkenden dolayı ruslar'la temas ve ilişkide bulunmak ve görüşmek istedik ve istiyoruz ve isteyeceğiz. o halde uygulayacağımız önlemlerde dostluğunu istediğimiz bir ulusun, bir hükümetin ilkelerini tahkir etmemek zorundayız. işte bunun içindir ki zorlayıcı önlem kullanmak istemedik. ikinci bir noktadan da zorlayıcı önlem kullanmayı yararlı görmedik: bildiğiniz gibi bu düşünce akımlarına karşı, düşünceye dayanmayan kuvvetle karşılık vermek, o akımı yok etmedikten başka, herhangi bir kişiyle, herhangi bir insanla konuşulduğu zaman onun herhangi bir kişiyle, herhangi bir düşüncesini kuvvet zoru ile reddederseniz, o ısrar eder. ısrar ettikçe kendi kendini aldatmakta daha çok ileri gidebilir. bunda dolayı, düşünce akımları cebir ve şiddet ve kuvvetle reddedilmez. tersine takviye edilir. buna karşı en etkili çare, düşünce akımına karşı düşünceyi oluşturmak, düşünceye düşünce ile karşılık vermektir. bundan dolayı, komünizmin memleket için, milletimiz için, dinimiz için, kabul edilmez olduğunu anlatmak, yani kamuoyunu aydınlatmak en yararlı çare görülmüştür..."

29/5/2008

Vakit'in güldüren dinlemesi



CHP, Önder Sav'ın eski Bolu Valisi Ali Serindağ'la yaptığı görüşmenin Vakit Gazetesi'nde yayınlanmasını 'telekulak skandalı' olarak değerlendirdi. Ancak Vakit yazarı Arseven bu iddiaya katılmıyor, "açıkladığımızda herkes gülecek" diyor.

Arseven dünkü köşe yazısında kaydı kendilerine dini bütün bir CHP'linin getirdiğini söylemişti. Ancak bugün o konuşmaların Önder Sav'ın cep telefonunu açık unutmasıyla elde edildiğini söylüyor.

VAKİT MUHABİRİ SAV'I ARIYOR

Zaman Gazetesi'nin haberine göre olay şöyle gerçekleşti: Sav, Vakit muhabiri tarafından dinî değerlere hakaret içeren sözleri sebebiyle ısrarla arandı. Bu konuda açıklama yapmak istemeyen Sav, her seferinde cep telefonunu kapattı.

NO YERİNE YES TUŞU

Eski Bolu Valisi'yle yaptığı sohbet sırasında aynı konuda telefonlara maruz kaldı. Son aramada telefonun 'no' tuşu yerine yanlışlıkla 'yes' tuşuna bastı. Cep telefonunu kapattığı düşüncesiyle de kenara koydu.

TELEFON AÇIK KALIYOR

Ancak telefonun açık kaldığını fark eden muhabir, sessiz bir şekilde odadaki konuşmaları dinledi. Muhabir, not ettiği ifadeleri haber olarak yazdı. Alınan bilgilere göre, önümüzdeki günlerde 45 dakikalık telefon dökümü kamuoyuna açıklanacak.

BASİT BİR GAZETECİLİK OLAYI

Gazetenin Ankara temsilcisi Serdar Arseven, CHP'nin basit bir gazetecilik olayını 'telekulak skandalı' olarak vererek, gündemi saptırmaya çalıştığı görüşünde.

ARSEVEN: GÜLÜYORUZ

Arseven, "Baykal, 'çok yüksek bir teknoloji kullanıldı' diyor. Emin olun buna sadece gülüyoruz. Hukuk bunu çok basit bir araştırma ile ortaya çıkarabilir. O zaman yüksek değil, çok alçak bir teknolojiyle son derece basit bir hadise olduğu görülecektir. Haberin nasıl oluştuğunu açıkladığımızda hem Sayın Baykal hem de Sayın Sav, bu olayla ilgili sarf ettikleri sözlerinden utanacaklardır. Çünkü son derece komik durumla karşı karşıyayız." ifadelerini kullanıyor.

28/5/2008

Merkeze alınan Bolu Valisi Serindağ'ın tartışılan sözleri

Geçen haftalarda yayınlanan valiler kararnamesiyle merkeze çekilen Bolu Valisi Mehmet Ali Serindağ'ın CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ın makamında yaşanan diyalog gün yüzüne çıktı. Vakit Gazetesi tarafından yayınlanan diyaloglarda devletin valisiyle CHP'li siyasinin samimi ifadeleri dikkat çekiyor. Halen merkez valisi olan Serindağ'ın, CHP'nin Bolu'da seçimleri kazanabilmesi için Önder Sav'a taktik verdiği görülüyor.

Serindağ'ın geçtiğimiz haftalarda gizlice Bolu Abant'a giderek iki günlük tatil yapan Başbakan'ın kendisine ziyaretle ilgili bir bilgi vermemesine de tepki gösteriyor. Diyaloglarda Vali Serindağ, Başbakan'ın gizli tatilini CHP'li Önder Sav'a şikayet ediyor. CHP Genel Sekreteri Önder Sav ile merkeze alınan eski Bolu valisi arasında geçen diyalogun tam metni...

İşte çarpıcı diyalog:

Sav: Bolu'daki siyasi atmosfer nasıl?

Vali: İşiniz çok da kolay değil. Ama zor diye teslim olmak da doğru değil.

Sav: Kararlı, dikkatli, siyasi iradeyi arkasına alan bir siyasi yapılaşmayı sağlayacak personel malzemesi var mı?

Vali: Çok az olsa da var. Ama, çok fazla olmadığını bilmek lazım.

Sav: Bolu'yu nasıl görüyorsunuz? Özellikle, siyasi açıdan... Neler yapılabilir?

Vali: Bolu'nun temelinde Cumhuriyet Halk Partisi var. Özellikle de Belediye seçimlerinde CHP'nin oyunun yükseldiğini görüyoruz. Bolu'da ciddi bir organizasyon olursa CHP adına bir toparlanma olur. Seçimi alabilecek duruma da gelebilir.

Vali: Basına da yansıdı. Başbakan Bolu'da gizlenerek ortaya çıktı. Benim hiç haberim yoktu

Sav: Görevdeydiniz?

Vali: Evet, evet. Koskoca Başbakan'dan haber yok. Bana da haber verilmiyor.

Sav: Bolu'da olabileceğini düşünüyor muydunuz?..

Vali: Basın mensupları ve bazı kişiler bana da sordu. 'Bolu da olduğuna dair bilgiler ulaşıyor, doğru mudur' diye.. Benim de şüphelerim vardı ama sonuçta haber verilmemişti, bilmiyordum.

Sav: Bir Başbakan Bolu'ya gidiyor ve Valiye haber verilmiyor. Duruma bak. Ne de olsa özel korumaları var.

Vali: Ertesi günü Doğan Haber Ajansı'ndan fotoğrafını çektiler. (...) Bize ondan sonra haber verildi. Tabiî ki Başbakan dinlenmeye gelebilir. Madem geliyor, bence aramalı. Ya da hiç gizlenme.

Sav: Makul olan ikincisi yani gizlenmemesi.

Vali: Yani sıradan birisinden bahsetmiyoruz, Başbakan bu...

28/5/2008

Vahşet! 'Annemi nasıl öldüreyim' diye internette anket y

Bursa'da, 17 yaşında bir genç, sürekli tartıştığı annesini bıçaklayıp öldürdükten sonra 6 parçaya ayırarak poşetlere doldurdu. Gencin annesini nasıl öldüreceği konusunda 10 gün boyunda internette anket yaptığı iddia edildi.

Olay, merkez Osmangazi ilçesi Hamitler Mahallesi Nergiz sokak üzerinde gerçekleşti. Edinilen bilgiye göre, bir fabrikada işçi olarak çalışan annesi ile birlikte yaşayan 17 yaşındaki M. F. annesiyle fritözde tost yaptığı için tartışmaya başladı. Daha önce de annesiyle sık sık tartıştığı söylenen genç, annesine ağır hakaretlerde bulununca anne Asiye F. (46), durumu ağabeyine anlattı. Bunun üzerine dayısı M. F'yi annesine saygılı olması konusunda uyardı.

Olayın üzerinden bir hafta geçtikten sonra M. F., dün gece geç saatlerde annesiyle yine tartışmaya başladı. Oturma odasında yaşanan tartışma sırasında anne Asiye F., mutfaktan aldığı ekmek bıçağı ile oğlunu tehdit ettiği sırada, annesinin elinden bıçağı alan M. F., annesini karnından bıçakladı. Üst üste bıçak darbeleriyle annesini öldüren, banyoya sürüklediği cesedi, 6 parçaya bölerek boşetlere koydu.

Poşetleri evin inşaat halindeki ikinci katına çıkartan genç, ertesi sabah işe gittiğinde çalışma arkadaşlarına annesini öldürüp parçaladığını anlattı. Poşetlerin taşınması için yardım isteyen genci, arkadaşları polise ihbar etti. Bunun üzerine eve gelen güvenlik güçleri, korkunç cinayetle karşılaştı. M. F., çalıştığı internet cafede gözaltına alınarak çocuk şubesine götürüldü. Cinayetin işlendiği evde ise gözyaşları sel oldu. Öldürülen Asiye F.'nin sinir kriz geçiren kız kardeşi, komşuları tarafından güçlükle sakinleştirildi. Asiye F.'nin ODTÜ'de İnşaat Mühendisliği ve İktisat bölümlerinde okuyan kızları S. (25) ve N.'nin (20) cinayetten henüz haberdar olmadığı belirtildi. Asiye F.'nin iki yıl önce boşandığı eşi Halil F.'nin ise Belçika'da yaşadığı öğrenildi.

Bu arada, F. ailesinin komşularının, uzun ve ojeli tırnakları olduğunu söylediği M. F.'nin, karmaşık bir ruh ve kişilik yapısına sahip olduğu, satanistler gibi sapık grupların etkisinde kalmış olabileceği dile getirildi.

Bu arada M. F.'nin, yaklaşık 10 gün kendi internet sayfasında "Annemi nasıl öldüreyim" diye anket yaptığı iddia edildi. Öte yandan, M. F'nin, annesi ve ablalarıyla yemek yerken çekildikleri aile fotoğrafında kendi yüzünü, karmaşık şekiller çizerek tanınmaz hale getirdiği görüldü.

28/5/2008

Üniversiteye Başörtülü Girebilmek İçin El Kitabı

 

ÜNİVERSİTEYE BAŞÖRTÜLÜ GİREBİLMEK İÇİN EL KİTABI

Başörtüsü yasağının üniversitelerden kaldırılmasıyla yeni bir süreç başlıyor. Elimizde yeni bir anayasa maddesi ile çok sayıda yasakçı rektör ve akademisyen var.
Üniversite kapısında ya da sınıflarda yaşanabilecek muhtemel sorunlar ve bu sorunlar için pratik çözüm önerilerini sizler için tespit ettik.
Özgürce bir hayat yaşamanız dileğiyle

Evden çıkmadan
Sabah kalktınız ve üniversiteye gitmek için hazırlanıyorsunuz. Bugün sizin için biraz gergin bir gün olabilir, zaman zaman kan şekeriniz düşebilir ya da bunalabilirsiniz. Bu nedenle çantanızda şeker, çikolata, naneli sakız ve limon kolonyası bulundurun.
Ayrıca yasağa neden olan eski maddeler ile yasağı kaldıran yeni düzenlemelerin karşılaştırmalı cetvelinin elinizin altında bulunmasında yarar vardır. (Ek-1)

Güvenlik kontrolüne geldiğinizde
Güvenlik görevlilerinin yanından sanki her gün aynı şeyi yapıyormuşsunuz gibi kendinize güvenen bir ifadeyle geçin. Tedirginlik yaşadığınızı hissetmezse sizi durdurmaya cesaret edemeyecektir.

Güvenlik görevlisi sizi durdurursa
Anayasaya karşı gelmenin büyük bir suç olduğunu, anayasanın rektörden daha büyük olduğunu basit cümlelerle açıklayın.

Başörtünüzü tutturduğunuz iğneyi çıkartıp tavşankulağı yapmanızı talep ediyorsa
Başörtünüzü tutturduğunuz toplu iğneyi Atatürk rölyefli toplu iğne ile değiştirin. Buna itiraz etmeye cesaret edemeyecektir.

Yine de girişinize engel olmaya devam ediyorsa
Tutanak tutulması için ısrarcı olun. Yurdumuz memuru tutanak tutulmasından tırsacaktır. Tabi imkanınız varsa bir avukat ya da noterle okula gitmek çok daha etkili olacaktır.

Ders değil hoca seçin
Ders seçiminde yasakçılığıyla nam salmış hocaları değil daha toleranslı olarak bilinenleri seçmeye çalışın. Hakkında bilgi sahibi olmadığınız hocaların odalarına göz atın. Rozet, poster gibi siyasal simgelerinin çokluğuna göre karar verin. Onlardan ders almak mecburiyetindeyseniz ilk birkaç hafta derslerine girmeyin. Gözlerinin alışması için yemekhanede, kütüphanede ve koridorlarda karşılarına çıkın.

Engelleri aşıp fakülteye girmeyi başardınız
Derse erken gidin ve herkesten önce sınıf kapısına en uzak sandalyelerden birine oturun. Hocanız sizin de diğer öğrencilerden bir farkınız olmadığını anlayıncaya kadar görüş alanının merkezinde olmayan bir yer seçmeye özen gösterin.

Siz sınıftayken derse girmeyeceğini söylüyorsa
Kesinlikle bulaşıcı bir hastalığınızın olmadığını ifade edin. Sınıfta hakimiyetin hocada olduğunu, izin vermemesi halinde ağzınızı açamayacağınızı, bu nedenle düşüncelerini yayıp sınıfı etkilemenizin mümkün olmadığını tüm yalınlığıyla açıklayın.
Ayrıca; derse girmek istemiyorsa yasalar karşısında sadece kendisinin derse mazeretsiz girmeyerek görevini aksatmış olacağını hatırlatın. Bunu sınıfın ortasında söyleyebilir ve onu vazgeçirmeye çalışabilirsiniz.

Sınıfa girip sizin çıkmanızı istemesi halinde
İçinde bulunduğunuz binanın inşası, sınıfınızın eşyaları, ısıtılması, aydınlatılması ve öğretim üyelerine ödenen maaşın Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarının ödediği vergiler sayesinde karşılandığını söyleyin. Vergi mükelleflerinin seçtikleri vekillerin %75’inin bu yasal düzenlemeyi gerçekleştirdiğini anımsatın.

Tartışmanın uzaması durumunda
Bilgi üretimi konusunda dünyada büyük bir rekabet yaşandığını, kaybedilen her dakikanın değerli olduğunu söyleyin. Bu konuda Hindistan’daki chip üretiminden ya da Amerika’da yayımlanan makale sayılarından dem vurabilirsiniz. Çok sıkışırsanız ilk 500 arasında Türk üniversitesi olmaması bahsini açabilirsiniz. Bu konunun matbaanın 300 yıl sonra gelmesinden sonra yaşadığımız en etkili travmamız olduğunu hatırlatırız.

Tutanak tutmaya kalkışılması halinde
Onların tutmak istediği herhangi bir tutanağa imza vermeyin, mümkünse bu konuyu açmayın, açılırsa polemiği bu yönde geliştirmeyin. Türk hukuk sisteminin devletin bekasını düşünmekten sizin hukukunuzu düşünmeye takati kalmadığını bilin. Bu nedenle hiçbir tutanak sizin lehinize sonuç vermeyecektir.

Hocadan yana taraf öğrencilerin bu polemiğe müdahil olması halinde
Size derse girmemenizi söyleyen hocaya arka çıkacak ve tartışmaya katılan öğrenciler çıkacaktır.  Bu kişilerle polemiğe girmekten kaçının. Teneffüslerde herhangi bir sözlü tacize karsı bu kişilerden uzak durun. Birlikte yaşadıkça bu duruma alışacaklarını düşünün. Amerika’da siyahi öğrencilerin üniversiteye girmesini protesto eden, yaşlandığında ise o siyahi öğrenciden af dileyen Hazel Massery’nin hikayesini düşünün ve onlara gülümseyin.

Size arka çıkan erkek öğrenciler olduğunda
Bu tartışma sırasında size arka çıkacak öğrenciler de olacaktır. Özellikle bir devlet kurumunda provokatör olarak görev yapan erkeklere dikkat! Bu durumda elinizle nazikçe gerek olmadığını işaret edin. Tartışmaya başkalarının karışması önü alınamayacak bir çatışmaya sebep olabilir. Sizin üzerinizden başka bir ideolojik kavga verilmek için fırsat kollayanlar olabilir. Sonuçta da bu huzursuzluktan siz sorumlu tutulursunuz.

“Dekana gidelim. Derdini ona anlat” denildiğinde
Dekana gidebilirsiniz, ama onun bu konuda karar verme yetkisi olmadığını bilin, sizin aleyhinizde yasal olarak herhangi bir şey yapmak istiyorlarsa size sormadan da yapabilirlerdi. Herhangi bir metne imza atmak zorunda değilsiniz, herhangi bir teklifi veya pazarlığı kabul etmekle yükümlü değilsiniz. ÖSYM tarafından üniversiteye yerleştirildiğinizi, kanunlarla muhatap olduğunuzu ve kanunların size derse girme serbestîsi verdiğini nezaketle anlatın.

Üniversiteye verdiğiniz belgelerin takibi
Üniversiteye verdiğiniz her türlü başvuru dilekçesi kaybolabilir, üzerine çay dökülüp okunmaz hale gelebilir. Her türlü işleminizi adım adım takip edin. Aksaklıkları sabırla giderin. Tekrar tekrar istenecek şeyleri sabırla yerine getirin. Siz onların sabrını tüketin.

Sınav kağıdınıza isminizi en son yazın
Sınav kağıdınıza isminizi sınavın sonunda yazın. İyi niyetli olmayan asistanlar başörtülü olanların kağıtlarını işaretleyebilir, sınavı okurken kağıdınıza daha haşin yaklaşabilir.

Sonuç olarak
Siz yerden göğe kadar haklısınız. Unutmayın! Bu geçici bir durum, bu günlerin geçecek. Hiçbir haksızlık sonsuza kadar devam etmemiştir. İnsanlar aslında iyidir. Eğitim hakkınızı engelleyen insanların gözlerindeki perdenin kalkması ve içlerindeki düşmanlık hislerinin yok olması adına onlar için dua edin. Daraldığınızda içinizden “ya sabır” çekin. Çantanızdaki nane şekerlerinden bir tane ağzınıza atın, hatta karşınızdakilere de ikram edin.


 

27/5/2008

Türkiye'nin “HÜRRİYET Gazetesi sorunu” ve örnek

 

Siz “1 yalanın”, 1 günde milyonlarca kişiye ulaştığına tanık oldunuz mu?

 

Veya 1 yılda 100'lerce yalanın milyonları yanılttığına.

 

Bir insan, bir başkasına 1 yalan söyler. Ve yalnızca 1 yalan söylemiş olursunuz.

Ama bunu basın yoluyla yaptığında yalan, milyonlara ulaşır. Milyonlarca yalan söylenmiş olur.

 

Türkiye'de bu işi en iyi beceren gazete “Hürriyet”

 

Hürriyet okurları, bazı haberlerin yalan olduğunu öğreniyorlar mı?

 

Yalan, muhataba yapılabilecek en büyük saygısızlık. Hürriyet, okuruna bunu sık sık yapıyor. Çoğu haberin yalanlığı en geç bir gün sonra anlaşılıyor. Sağ kesimin gazeteleri (Zaman, Yeni Şafak, Vakit…) Hürriyet'in yalanlarını araştırıp hemen açığa çıkarıyorlar.

 

Fakat yalanları kim öğreniyor? Kimi zaman o yalandan habersiz muhafazakâr kesimin okuyucuları.

 

Yalanı fark etmeyen kesim Hürriyet okurları.

Bu okurların çoğunluğu “Hürriyet gerilim jeneratörü”yle gerim gerim gerilen ve

ya bugün ya da yarın İran veya Malezya olacağız diye yüreği ağzında bekleyen, oligarşik egemen azınlık.

Bunu, 1 Hürriyet yalanı 2,5 milyon etkin insana toplumun diğer kesimlerine karşı nefret pompalıyor diye de düşünebiliriz.

 

Eğer Hürriyet'in 30 yıl önceki “İşte irtica geliyor” içerikli haberleri doğru olsaydı Türkiye 20 yıldır İran'la yarışıyor, hatta İran'ı sollamış olmalıydı.

 

Hürriyet, önemli bir kısmı seçkin, etkin ve doygun bu okur kitlesine göre belki de en güvenilir, en yalansız gazete. Onlar, hiçbir yalandan haberdar olmuyorlar.

 

Çünkü "tekzipler", yalan haberlerin gazetede kapladığı alanın karekökü kadar bir alanda ve sıkıştırılmış bir köşede büzülüyor, özenle saklanıyor.

 

İnanca saygısızlık temelli, masum dini duygularla alay eden haberler ve yalanlar bunları fark edenleri Hürriyet'ten soğutmuyor değil.

 

Belki de o nedenle de Hürriyet'in tirajı Türkiye nüfusu 30 yılda 30 milyon artmasına rağmen hiç artmıyor.

 

Hürriyet, 30 yıl önce de 500 bin satıyordu şimdi de 500 bin civarı satıyor.

Türkiye nüfusu 40 milyondan 70 milyona çıktı, genç nüfus arttı. Üniversiteler çoğaldı. Toplam tiraj o yıllarda 2 milyonsa şimdi 5 milyonu geçti ama Hürriyet, 500 bin istikrarını özenle koruyor! (Daha geniş bilgi için)

 

İlan, emlak, otomobil galerilerinin mecburen Hürriyet alışını düşersek aslında Hürriyet gazetesi, belki de 200-280 bin satan grubun diğer gazetesi Milliyet'ten çok çok da farklı tiraja sahip değil.

 

Amiral Gemisi mi Köpek balığı mı?

 

Ertuğrul Özkök, Hürriyet'i internette eleştirenleri piranaya benzetmişti. Ona en güzel cevap Umur Talu'dan gelmişti. Talu, pirana ithamına “Ustalardan gazetecilere öğütler” başlığı altında şöyle gönderme yapmıştı:

”Arkadaşlar, mesleğinizi icra ederken asla "pirana" olmayın, ayıptır; ancak yeterince büyükseniz, "köpekbalığı" olabilirsiniz, sevaptır.”

 
Ve Umur Talu'dan Hürriyet editörlerinin beyin röntgeni:
"Bir haberin yalan çıkması mühim değildir; bir yalanın haber olarak çıkması mühimdir. Daha ziyade buna çalışın!"
 
Bu mantıkla yayın yapan bir medya kuruluşu için hangi sıfat daha uygun sizce?
Amiral gemisi mi?
Köpekbalığı mı?
 
Milyonlara ulaşan yalanlarla, yüzlerce insanın hukukunu ayaklar altına almak ve insanların hayatını karartmak acaba hangisiyle sıfatlandırılmalı?

 

Keşke hukuku katleden “yalan haber cinayetleri” kriminal cinayet belgeselleri gibi seri belgesel film yapılsa...

 

Böylece Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, eserini daha da gurur duyarak izleyebilir.

--------------------------

 

HÜRRİYET YALAN ENVANTERİ

 

Objektif değil ama tuhaftır ki google'da Hürriyet  yalan sözcükleri bir arada aratıldığında 1.890.000 sonuç elde ediliyor. Sözcüğün kendi anlamıyla kullanıldığı sayfaları düşsek bile oldukça büyük bir rakam. Diğer gazetelerin tersine Hürriyet, yalanın öznesi olduğundan bu rakam önem kazanıyor.

 

Size “doktor numunesi” olarak, tahlil etmeniz için yakın dönemden 15 yalan haberi olabildiğince kısaltarak sunuyorum.

Yalan haberleri ve yayınlandığı yerleri özel isimlerle google'da aratarak “sağlamasını” yapabilirsiniz.

 

YALAN 1: Amasya Kız Meslek Lisesi'nde okulun pansiyonunda kalan 4 öğrenci dini baskı gördüklerini için bu okuldan ayrıldılar.

Doğrusu: H.D., G.D., Ş.Ç. ve Ş.D. isimli öğrencilerin 3'ü hiç pansiyonda kalmamış. Diğeri ise 1 hafta pansiyonda kaldıktan sonra köyüne yakın diye başka bir liseye kaydını yaptırmış.

Dini baskı gördükleri iddia edilen. H.D., G.D., Ş.Ç bir yakınlarının yanında kalmışlar ve bu yakınlarının iş sebebiyle Turhal'a taşınması sebebiyle okuldan nakillerini almışlar. Ayrıca haberin aksine hiçbir öğrenci yakınının resmi bir makama şikâyeti olmamış.

 

YALAN 2: Isparta'da bir öğretmen, öğrencilerine “Atatürk resimli tişört” giydirdi diye soruşturma açıldı.

Doğrusu: Soruşturma; öğretmenin, öğrencileri yönetmeliğe aykırı şekilde okul idaresinden izinsiz olarak şehir dışına Cumhuriyet mitingine götürdüğü için açılmış.

 

YALAN 3: Abdullah Gül'ün kızının düğününün yapıldığı kongre salonu için “3 bin davetliyi Allah korudu” manşeti yapıldı. Haberde, “düğünün” yapıldığı Kongre ve Gösteri Merkezi'nin taşıyıcı sistemlerinin her an çökebileceği ve Gül'ün binlerce kişinin hayatını tehlikeye attığı da öne sürüldü…

Doğrusu: Yetkililer salonun sağlam olduğunu ve uzun yıllar herhangi bir tehlike söz konusu olmadığını belirttiler. Ayrıca 27 Mayıs 2005 tarihinde aynı salonda düzenlenen geceye Doğan Holding'in 4500 çalışanı ve yakınlarının katıldığı ve “Ney Flames of Passion”ı izledikleri ortaya çıktı.

 

YALAN 4: AK Partili Kocaeli Milletvekili Muzaffer Baştopçu 29 Ekim kutlamalarına, eşsiz davet edildiği halde, başörtülü eşiyle gelerek kriz çıkardı.

Doğrusu: Hürriyet'in kriz umudu, milletvekilinin eşli davetiyesini basına faks etmesiyle boşa çıktı.

 

YALAN 5: Cumhurbaşkanı Gül, Çankaya Köşkü'nde verdiği, sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerini de davet ettiği resepsiyona, cumhuriyet mitinglerini düzenleyen derneklerin yöneticilerini davet etmedi.

Doğrusu: İddialar Kanal D'nin canlı yayınında yalanlandı ve Başdanışman Sever, Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Şener Eruygur'a 5 Eylül günü için, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan'a ise 7 Eylül günü için davetiye gönderildiğini söyledi. Kanal Türk Ankara Temsilcisi Hulki Cevizoğlu'na da davetiye gönderildiği ortaya çıktı.

 

YALAN 6: İftar vaktinde Başbakanlık korumaları yerinde yok. Manşet: "İftar Vaktinde Allah'a Emanet"

Doğrusu: Olay, başbakanlık güvenlik kameraları görüntüleriyle saniye saniye yalanladı.

 

YALAN 7: "Olmaz" denilen imamı müdür yaptılar, başlığıyla “Zonguldak'ta 10 yıldır imamlık yapan 34 yaşındaki Selahattin Çolak, Sağlık Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü'nün olumsuz görüş bildirmesine rağmen, aynı bakanlık tarafından Zonguldak İl Sağlık Müdür Yardımcısı olarak atandı.”

Doğrusu: Selahattin Çolak'ın, Zonguldak İl Sağlık Müdürlüğü emrinde memur kadrosunda 31.08.1993 tarihinden beri görev yaptığı ve imamlık yapmadığı tekzip edildi ve ortaya çıktı.

 

YALAN 8: Manşet: “Ağustos Böceği ile Karınca”. Melih Gökçek, Ankara'yı susuz bıraktı. DSP'li Eskişehir belediye başkanı Yılmaz Büyükerşen ise çok çalıştı Eskişehir'e baraj yaptı.

Doğrusu: Büyükerşen, baraj değil gölet yapmış. Ayrıca gölet, kano yarışları için yapılmış ve Eskişehir'e su falan verdiği yok. Su verse bile Eskişehir'in yalnızca 29 günlük su ihtiyacını karşılıyor.(Belediyenin kendi beyanı)

 

YALAN 9: "Töreden kaçtı" ve "Üvey oğlu tecavüz etti" "Sus öldürürüz! dediler" başlıklı bir manşet haber.

Doğrusu: Hürriyet'te yayınlana tekzip:”Haberde anlatılan olayların hiçbiri gerçekleşmemiş, Fadime Sarıtaş'a yönelik maddi, psikolojik veya cinsel bir baskı uygulanmamıştır.”

 

YILIN YALANI 10: "Konya'da kadın uzman, testis ultrasonu çekmedi"

Uğur Dündar - Mine Özbek imzalı haberde, çoban A.G. testislerinde şiddetli ağrı ve şişlik şikayetiyle Konya Numune Hastanesi'ne gitti. Acilen ultrasona gönderildi.

 

Tesettürlü kadın radyoloji uzmanı geri çevirdi. Ertesi gün yine ultrason çektirmeye gönderildi. Görevli olan ikinci tesettürlü kadın doktor da geri çevirdi. Başhekimlik devreye girdi. Hemen ameliyata alınan genç, bir testisini kaybetti.

Doğrusu: Olay tamamen yalan. Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, uzun bir süre özür dilemeyi geciktirdi. Haftalar sonra haberin yalan olduğunu beyan edip köşe yazısında iki kadın görevliden özür diledi.(Bu arada milyonlarca Hürriyet okuruna, bir kere daha türbanlı kadınlara nefret pompalandı. Milyonlarca Hürriyet okuru olayın aslını tabi ki öğrenemedi.)

 

YALAN 11: "Üfürükçü hocanın sözüne kandı, katliam yaptı"  Haberde Akın K.'nın üfürükçü hoca ile görüşmek için Muğla'ya gittiği ve üfürükçü hocanın talimatı ile dayısını öldürdüğü iddia ediliyor.

Doğrusu: Cinayetin zanlısı olan ve intihar ettiği için yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren Akın K.'nın haberlerin aksine Muğla'ya yalnızca hastaneye gittiği tanıklarca ifade edildi.

 

YALAN 12: "Çukurova Grubu"nun Digiturk'te vergi usulsüzlüğü yaptığının kesinleştiğini ve grubun 300 milyon YTL ceza ödeyeceği" haberi yapıldı.

Doğrusu: DIGITURK, haberdeki iddiaları yalanladı. Haberlerin Aydın Doğan'ın Türkcell, digitürk ve Futbol Federasyonu Süper Lig Yayın Hakları konularındaki hıncı ve hırsı dolayısıyla yapıldığı açığa çıktı.

YALAN 13: Fatih Çekirge sürmanşetten 'Arka kapıdan gelen ziyaretçi' başlıklı haberde başörtülü olan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünisa Gül'ün GATA'ya 'arka kapıdan' ve 'özel izinle' eşini ziyaret edebildiği iddia edildi.

Doğrusu: Dışişleri Basın Sözcüsü Namık Tan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül'ün hastaneye 'arka kapıdan' alındığı yönündeki haberin doğru olmadığını ve Gül'e yattıkları andan taburcu edilmelerine kadar geçen tedavi süresi boyunca Hayrunnisa Hanım'ın refakat ettiğini ve hastaneye 'arka kapıdan' alınmalarının söz konusu olmadığını açıkladı.

 

İki numune de zararsız(!) spor asparagası…

 

YALAN 14: Beşiktaş kampını ziyaret eden Gheorghe Hagi, Antrenör Mircea Lucescu ile hasret giderdi. Yönetici Yıldırım Demirören, Ahmet Kavalcı ve Hüseyin Mican'la sohbet eden Hagi, Lucescu'nun dünyanın en büyük antrenörü olduğunu özellikle belirtti. Sergen için 'Kralım benim...' diyen Hagi şunları söyledi; Sergen geçen yıl attığı gollerle Galatasaray'ı şampiyon yaptı. Bu yıl da Beşiktaş'ı şampiyon yapacaktır...

Doğrusu: Gheorghe Hagi bu haberin yapıldığı tarihte Bosna Hersek-Romanya maçını izlemek için Sarejova'da bulunuyor. Tamamen masabaşı.(Kazım Kanat)

 

YALAN 15: G.Saraylı bir taraftar kendi kurduğu msbnews adlı sitede "Ronaldinho Fener'e geliyor" diye bir balon haber yaptı. Hürriyet bunu “Ronaldinho Fener'de” spor manşetiyle duyurdu: Habere göre, F.Bahçe, Ronaldinho'ya 56 milyon Euro önermişti. Barcelona Başkanı da transferi doğrulamıştı.

Doğrusu: Takvim gazetesi, yalanı manşet yaparak Hürriyet'le dalga geçti: “Asparagası fena yediler.”

 

TÜRKİYE'NİN “HÜRRİYET GAZETESİ SORUNU”

 

Hürriyet, yalan haberleriyle,

cuma namazında Ümraniye'de dükkânların kapandığını e-mailden öğrenip inanan, öyle sanan ve okurlara paranoya üreten Bekir Coşkun gibi bağnaz ve sabit zihinli “bazı yazarlarıyla”

“statiko ve egemen güçler iktidarı” için kendini paralayan yayın politikasıyla kim ne derse desin Türkiye'nin en büyük sorunudur.

24/5/2008

Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti

 

Lefkoşa'da buluşan KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile Rum lider Hristofyas, eşit statüdeki Türk ve Rum kurucu devletlerinin oluşturacağı, tek uluslararası kimlikli, federal bir hükümet konusunda uzlaştı. Adı da Kıbrıs Fedaral Birleşik Cumhuriyeti olacak.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Dimitris Hrsitofyas, dün yaptıkları görüşmede, siyasi eşitliğe dayalı iki kesimli ve iki bölgeli federasyona bağlılıklarını teyit etti.

KIBRIS FEDERAL BİRLEŞİK CUMHURİYETİ

Liderler, ortaklığın, eşit statüdeki Türk ve Rum kurucu devletlerinin oluşturacağı, tek uluslararası kimlikli, federal bir hükümeti olması konusunda hemfikir oldu.

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun'un Lefkoşa ara bölgede bulunan ikametgahında 3 saati aşkın görüşen Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi lideri, çalışma gruplarıyla teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirdi ve haziran ayının ikinci yarısında yeniden bir araya gelerek, yeni bir değerlendirme yapmaya karar verdi.

Talat ve Hristofyas, Zerihoun'un ikametgahındaki görüşmeden sonra basına açıklama yaptı. Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas, Kıbrıs'ın uluslararası kimliğinin, “Kıbrıs Birleşik Federal Cumhuriyeti” (United Federal Republic of Cyprus) olması konusunda ortak pozisyonları olduğunu söyledi.

 

internethaber

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı
Free Hit Counter
Free Hit Counter Powered by MyPagerank.Net c Msn bot last visit powered by MyPagerank.Net Genel