« Önceki | Sonraki »

28/7/2008

Münferit sulh



Yakup Cemil'i bileceksiniz, "Enver'i de vuracağım, Talat'ı da" demişti...
Kurşuna dizilen kendisi oldu. Bu konuda uzmandı oysa, beş yıl önce gene Babıali'yi basıp Nazım Paşa'yı vurmuştu. "İkinci Babıali baskını" gerçekleşemedi.
Hakkında "şehir efsaneleri" de oluştu: Gene böyle leş gibi sıcak, 1917 yılının temmuz ayı... Bunu Kağıthane'ye idama götürüyorlar... O güneşin altında, Beyazıt'tan oraya yaya gidiyorlar... Yolda bir karpuz arabasını çevirmiş, "asker evlatlarım susamışlardır" diyerek idam mangasına karpuz ısmarlamış! Böyle de baba adammış merhum.
Meserret Kıraathanesi'nde yüksek sesle atıp tutuyor, yan masalardaki sivil "taharriler" de Tanin Gazetesi okur gibi yapıp harıl harıl not tutuyorlardı hani... Aynı yanlışı Talat Aydemir de yaptı, Ankara Orduevi'nde rakı içerken, onun da sonunu bilirsiniz.
O zamanlar cep telefonu da yoktu, dinleme de! Boşboğazlıktan geliyordu insanın başına işler...
Yakup Cemil, Enver Paşa'yı devirebilseydi, müttefiklerle "münferit sulh", yani tek taraflı barış yapıp dünya savaşından çekilmek niyetindeydi... Kuracağı hükümette Harbiye Nazırı olarak Mustafa Kemal Paşa'yı düşündüğü, onun da buna olumlu ya da olumsuz bir ses çıkarmadığı, gelişmeleri beklediği söylenir... (Aaa! Hani 19 Mayıs 1919 günü Samsun'a uzaydan inmişti yahu?)
Yani Almanya ve onun yardımcısı Avusturya-Macaristan devre dışı bırakılacak, İngiltere ve Fransa'yla anlaşma yolu aranacaktı...
Bunu kalleşlik olarak nitelemeyiniz, çünkü savaşı kazanamayacağımız belli olmuştu. Felakete gidiyorduk, nitekim oraya vardık da.
İşte, gizli örgütçü, darbeci, diktacı, tetikçileri vasıtasıyla (Yakup Cemil Bey, Silahçı Tahsin Bey, Abdülkadir Bey) takır takır adam vuran, özellikle gazeteci temizleyen İttihat ve Terakki, memleketi böyle böyle batırdı.
Günümüzün gizli örgütçü, darbeci, diktacılarına bakıyorum... Takır takır adam vurduranlara... Oraya buraya bomba attıranlara...
Onların başını da tek taraflı barış değil, "saf değiştirme çabası" yemiştir.
NATO'dan çıkmak, Rusya'yla, Çin'le ittifak kurmak gibi çocukça arayışları dillendirmekten çekinmeyenleri çok uyardık.
"Amerika size bunun faturasını çok ağır ödetir" dedik. Dinletemedik.
Onlar tam tersine, bir de "İran'la ittifak arayışlarını" dile getirdiler! Tam karşı cepheye geçmeye kalktılar. "Bir de Atatürkçü geçiniyorsunuz, şeriatçılarla ittifak yapmaya utanmayacak mısınız?" diye sorduk, tınmadılar. Bir zamanlar canciğer kuzu sarması oldukları Amerika ve şimdi de ayrıca Avrupa düşmanlığı gözlerini karartmıştı... Güneydoğuyu ve Kıbrıs'ı ancak böyle tutacaklarını düşünüyorlardı, Rusya ve İran'a yaslanarak...
Oysa Amerika, çizilmiş çerçevenin dışına çıkanı, "kendi kontosuna tutmaya" kalkanı affetmezdi. Yetmişli yıllarda Kıbrıs'ta kendi başına iş yapan Türkiye'yi affetmediği gibi...
İşte, "Türk gladiosunu" da piç gibi ortada bırakıverdi! Artık onunla işi kalmamış, tam tersine, bu örgüt kendisine zararlı olmaya başlamıştı.
Neo-İttihatçılar, "münferit sulh" isteyen Yakup Cemil'in sonunu hiç hatırlamadılar, hayret, oysa aynı tornadan çıkmış, aynı yapıda adamlardı. Yakup Cemil merhum, ağababalarıydı!
Orada "Alman parmağı" var mıydı, bilemeyiz. Fakat şunu iyi biliriz: Suyu geçerken at değiştirmeye kalkanın mutlaka ayakları da ıslanır, paçası da.

11/7/2008

Kafayı yeme özgürlüğü



Eskiden bu deyimin "cinsel içeriği" vardı, yeni kuşaklar "çıldırma" anlamında kullanıyorlar, biz de gençlere uyduk.
Sıcaklar da iyice bastırdı ya, kafayı yiyenler artıyor.
Hemen herkeste bir "dinlenme" histerisi... Telefonum dinleniyor mu?
Dinlendiği "zehabına" kapılanlar arasında berber çırakları, tüpgaz bayileri, araba satıcıları, lokanta garsonları, konfeksiyon tezgâhtarları falan da var. Kendi numaranın başına "2" ekleyip kendini arıyormuşsun, telefon çalıyorsa dinleniyorsun demekmiş...
Kibarlık ediyoruz, "ulan sen kimsin ki seni niçin dinlesinler" sorusunu soramıyoruz.
Bütün bu dinlemedinlenme tantanasının altında "adam yerine konma özlemi" yatıyor.
Dinlendikleri ortaya çıksa rahatsız olmayacaklar, tam tersine, mutluluk duyacaklar.
Tıpkı, bazı zavallıların "beni de içeri alın" diye yalvarmaları gibi... Tutuklansa büyük adam sırasına girecek!
Acaba bir sabaha karşı benim kapım da çalınır mı? Ondan sonra da hemen Ritsos'tan alıntı tabii, kapın çalındığında gelen sütçü çıkarsa o ülkede özgürlük vardır, falan filan...
Sen kimsin ki senin kapını neden çalsınlar hemşerim? Senin kapını demokraside de ancak sütçü çalar, diktada da sütçü! Ya da kapıcı Gaffur... Aydın Doğan'ın gazetelerinden birini getirmiştir...
Olsun, Atatürkçüyüz ya abi... Atatürkçü düşünce sahipleri izleniyorlar, fişleniyorlar, yakalanıyorlar, sorgulanıyorlar, suçlanıyorlar, içeri atılıyorlar ya... Bizim neyimiz eksik?
"Oğlum senin her tarafın Atatürkçü olsa ne yazar?" denemiyor, üzülür.
Ergenekon tutuklamalarını da "inanma-inanmama" meselesine bağladılar.
Bu adamların suçlu olabileceklerine "inanmıyormuş" arkadaş!
Koskoca paşa hiç öyle kaka şeyler yapar mıymış, darbe planı falan? Kenan yaptı, Haydar yaptı, Muhsin yaptı, Memduh yaptı, Cemal yaptı, Celil yaptı, Cevdet bile yaptı diyorsun... "Onlar başka" diyor...
Ergenekon diye bir örgütün varlığına da inanmıyor arkadaş.
Peki kimin başının altından çıkıyor bu işler? Avrupa Birliği yapıyormuş abi, bizi karıştırmak için... Hrant Dink'i de Avrupa öldürmüş. Suçu milliyetçi çocukların üstüne yıkabilmek amacıyla... Papazı da Avrupa vurmuş.
Sonra da, endişeli görünmeye çalışarak ekliyor: "Bu durum savaşa gider vallahi!"
İç savaş çıksa, televizyonda maç seyreder gibi izleyeceğini sanıyor.
Belki de öldürmeyi ve ölmeyi özlüyor, ruhunun alt tabakalarında tortu yapmış "sado-mazo" eğilimler böylece yüze çıkacak ve onu rahatlatacak...
İç savaş çıkarsa belki bunu da çavuş mavuş yaparlar... Köyünde havası artar... Dillendiremese de özlemi buna benzer bir şey...
Eh, bu sıcakta böyle oluyor bu işler. "Bu bir inanç meselesi değildir" diyorsun, idrak edemiyor.
Elbette saçmalama özgürlüğü var. İnanç özgürlüğü de var, düşünce özgürlüğü ve serbest piyasa ekonomisi gibi.
Ben de artık bu kafa yapısına sahip olanlara şöyle diyorum:
Suyun yüz derecede kaynadığına inanmıyor musun? Sok elini, bak ne olacak!

10/7/2008

Kahraman polis olay anını anlattı

ABD İstanbul Başkonsolosluğu önündeki polis noktasına silahlı saldırı düzenleyen teröristlerin planları alt üst edip üç saldırganı da öldüren kahraman polis olay anını anlattı.

15 gün sonra 1 yıllık polis olacak olan Osman Dağlı, '8 dakika süren çatışma çok hızlı gelişti' dedi. Bacağından ve sol dirseğinden yaralanan Dağlı, ambulansla hastaneye sevk edilirken bile silahını bırakmamış. Dağlı, vurulduktan sonra sürekli Kelime-i Şehadet getirdiğini anlattı.

Edinilen bilgilere göre, içerisinde 4 kişi olduğu öğrenilen bir otomobil 10.30 sularında konsolosluğa yaklaştı.

Saldırganlardan biri polis kulübesinin kapısını açarak koruma görevlisi Nedim Çalık'ı şehit etti.

Olay yeri yakınlarında bulunan trafik polisleri Mehmet Önder Saçmalıoğlu ve Erdal Öztaş silah sesleri üzerine bölgeye koştu. Geride arkadaşlarını bekleyen iki terörist, Saçmalıoğlu ve Öztaş'a ateş açtı.

Ağır yaralanan biri 28, diğeri 21 yaşında olan polisler, silahlarını bırakmadı ve çatışmaya devam etti. Arkadaşlarının yardımına yine bir trafik polisi olan Osman Dağlı yetişti.

Sokaktaki çekicide görev yapan Dağlı, teröristlerin üçünü de etkisiz hale getirdi. Konsolosluğa giremeyeceklerini bile bile saldırarak Türkiye'yi yeniden faili meçhul kurşunlarla kaos ortamına sokmak isteyen hainlerin oyununu bu kez kahraman polisler bozdu.

Silahlı saldırının ardından olay yerine gelen 112 Acil Servis kurtarma ekipleri, yaralılara müdahale anını anlattı.

Ekipler, şehit olan ağır yaralı polislerin hastaneye taşınırken sürekli Kelime-i Şehadet getirdiklerini söyledi.

Acil Servis ekipleri, teröristlerin, kendileri olay yerine vardıklarında ölmüş olduklarını anlattı.

Hemen yaralı polislere müdahale ettiklerini söyleyen sağlıkçılar, hastaneye taşınan ancak yaşamını yitiren polislerin ambulansta sürekli Kelime-i Şehadet getirdiklerini ve silahlarını ellerinden bırakmadıklarını aktardı.


zaman

27/6/2008

İyilikten maraz doğdu


Atalardan kalma bir söz olan "İylikten maraz doğarmış" Osmaniye'de gerçek oldu. İyiliksever bir pastane sahibi, hamile kadınlara bedava ikramda bulunmaya başlayınca, gerçek hamilelerden çok, karnına yastık koyup gelenler oldu. Pastane sahibi de önlem almak zorunda kaldı.

Osmaniye'de, hamile kadınlara bedava ikramda bulunan bir pastane işletmecisi, karnına yastık bağlayanların sayısı artınca, bir kadın personel görevlendirerek, önlem almak zorunda kaldı.

Kentin Alibeyli Mahallesi İstasyon Caddesi'nde yaklaşık 10 yıl önce faaliyete geçen pastanenin işletmecisi Hamit Gümüş (39), AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaklaşık iki yıl önce pastanesinin adını, Türk dilini yozlaştırmamak için değiştirdiğini, bu değişimi duyurmak için de kampanya düzenlediğini anımsattı.

Gümüş, 7 yaşından küçük 70 yaşından büyükler ve hamile kadınlara hafta sonlarında bedava ikramda bulunarak başlattığı kampanyası ilgi görünce, kampanyayı hamile kadınlar ve gelin-damatla sürdürdüğünü belirterek, şunları söyledi:

“Hamileler için yaptığımız uygulama, başladığı günden beri suiistimal ediliyor. Karnına yastık bağlayan pastaneye geliyor. Önceleri suiistimalleri görmezden geldik ancak, dozu kaçınca, daha önce kadın doğum uzmanı yanında görev yapan kadın personelimiz sayesinde, kendisine hamile görüntüsü verenleri artık daha rahat tespit edebiliyoruz. Karnında yastık olanları sadece gözlemle bile anlayabilen personelimiz, gerektiğinde uygun bir dille izin alarak kadınların karnına da dokunuyor. Bu bazen esprisi konusu bile oluyor. Müşterilerimiz buna alınganlık göstermiyorlar.

Karnında yastık olduğunu belirlediğimiz bazı müşterlerimiz ise (biz anlayacak mısınız? diye merak edip şaka yaptık) diyorlar. Bu kampanya, pastanemize farklı bir neşe kattı.”

HAMİLELERİN BULUŞMA NOKTASI

Hamit Gümüş, eşi Sunay ile, pastaneyi kurduğu yıllarda evlendiğini, ancak, 5 yıl süreyle çocuğunun olmadığını belirterek, “O yıllarda eşim, pastanemize gelen hamilelere hayranlıkla bakardı. O dönemde, (çocuğumuz olursa hamilelere bedava ikramda bulunacağız) diye konuşmuştuk. 5 yıllık tedavinin ardından çocuğumuz oldu. Bu nedenle, gelin ve damat kampanyasını belki ileride noktalayabiliriz, ancak hamile kadınlara bedava ikramı sürdüreceğiz” dedi.

Gümüş, birbiriyle akraba, komşu ya da arkadaş olan hamilelerin buluşmalarını da yine kendi pastanelerinde gerçekleştirdiklerini belirterek, “Burada toplanıp hem ücretsiz ikramlarını alıyorlar, hem de sohbet ediyorlar. Ortak konuları hamilelik olduğu için sohbetleri uzadıkça uzuyor” diye konuştu.

Gümüş, hafta sonunda, 2-3 gelin-damat ile yaklaşık 30 hamile kadına ücretsiz ikramda bulunduklarını, bunun kedilerine yaklaşık 250-300 YTL'ye mal olduğunu kaydetti.  

hürriyet

20/6/2008

Euro 2008

Takunyaspor: İman gücüyle oynayıp, geçen sezonu şampiyon bitirdi. Rakipler duran toplara bile vuramadığı için liderliğini koruyordu. Tam kupayı kaldırmaya hazırlanırken, Yargıspor’dan Abdurrahman’ın uzatmada attığı rövaşata golüyle şoke oldular... Santrfor Takoz Recep çılgına döndü, hakemlere saldırdı. 100 bin maç saha kapatma cezası yemeleri bekleniyor. Kulüp kapatılırsa, Takkespor’a transfer olacaklar.

*

Liboşspor:
Forma aşkı sıfır... Zaten forma renkleri de yok. Bonservisleri Sorosspor’da... Bu sezon Takunyaspor’da kiralık oynuyorlar. Daha önce Kıratgücü’nde ve Papatyagençlik’te ter dökmüşlerdi. Yabancı pasaport taşımalarına rağmen yabancı kontenjanından sayılmıyorlar; ancak, kendi kalelerine gol atmaktan adeta zevk aldıkları için milli takıma alınmıyorlar.

*

Hizipspor:
Ver topu bunlara, 24 saat pas yapsınlar, kafasında sektiren mi ararsın, kendi kendine çalım atan mı... Gene de bitirici vuruşu yapamazlar. Herkes kendi ortasına kendisi vurmak istediği için, ceza sahasına girince birbirleriyle kavga ederler, küserler, kimi maçı terk eder, kimi topu alır gider. Yanlışlıkla gol bile atsalar, bu sefer hakeme itiraz ederler, "ofsayttı, görmedin" derler. Her maçtan sonra "yenildik ama ezilmedik" derler. Geçenlerde bir tanesi soyunma odasında "no"ya basacağına "yes"e bastı, taktiği bütün rakipler duydu. Telefonu UEFA’ya şikáyet ettiler, UEFA’yı FIFA’ya şikáyet ettiler, FIFA’yı da taraftara şikáyet ettiler. Taraftar kulübü yakmaya kalkınca, taraftarı da UEFA’ya şikáyet ettiler.

*

Kımızspor:
Sert futbol oynayan bir takım; dan dun... Desteklemeyeni dövüyorlar. Teknik direktörü kapalı kutu... Sezon öncesi ip atlayarak formda olduğunu göstermiş, tribünleri doldurmuştu. Ancak, kendi takımına taktik vereceğine, "şöyle oynayın, böyle oynayın" diye, devamlı Takunyaspor’a taktik veriyor. Bu nedenle Takunyaspor’la şike yaptığından şüpheleniliyor. Bu şüpheyi dile getireni de dövüyorlar. Şampiyonluk için, Yargıspor-Takunyaspor ve Postalspor-PKK İTmanyurdu derbilerinin sonucunu bekliyor.

*

Garibanspor:
Gelen takıyor, giden takıyor. Folluk oldu. Stadı satıldı. Kramponlarına bile haciz geldi. Tekmeye kafa uzattığı için, beyin sarsıntısı geçirdi, durumu kavrayamıyor. Bu akşam maçı var gene... Umutlu hálá... Avrupa Kupaları’na katılacağını sanıyor.

yılmaz özdil

20/6/2008

Neden değiştirmediniz?



Bürokratların hep söyledikleri, temcit pilavı gibi koyup kaldırdıkları şudur: Karşıdevrimciler ezanı Arapça'ya döndürdüler, oysa İnönü onu ne güzel Türkçe okutuyordu...
Hani bir çeşit "Martin Luther'in İncil'i Almanca'ya tercümeetmesi" gibilerden bir reform görmek isterler bu ezan meselesinde...
Oysa kendilerine "müteaddit defalar izah etmeye" çalıştık: Ezanın Arapça, Türkçe, Arnavutça ya da Norveççe okunması arasında pratikte hiçbir fark yoktur, çünkü anlamını ve ne işe yaradığını bilmeyen yoktur. Bir Hıristiyan bile bunu merak etmez. "Tanrı uludur" denildiği zaman onu kolaylıkla anlayacak olduğu varsayılan hiçbir "cahil köylü" de,"Allahüekber" denildiği zaman "ne çığırıyor bu müezzin,acaba beni bir yere mi çağırıyor" diye sormaz! 
Çünkü bu bir kalıptır, bin beş yüz yıldır her gün beş kere tekrarlanan bir ritüel.
Ortalama 70 yıllık insan ömründe aşağı yukarı 130 bin kere duyulacak bir kalıp! 
Dolayısıyla, "ondan başka yoktur tapacak" desen ne değişecektir, "la ilahe ill'Allah" desen ne fark edecektir? Müezzin çıkıp da "there is no god but Allah" dese bu çağdaşlık mı sayılacaktır? Ben şimdi "come to the prayer,come to salvation" yazsam Avrupalı mı olurum, yoksa dinden mi çıkarım? 
Ezanın Türkçe okunması, devrim falan değil, yalnızca bir özenti olmuştur. Halk tarafından da hiç hoş karşılanmamıştır. 
"Halk için halka rağmen" yaklaşımı da fazla yürümemiştir tabii...
Bürokrasi, günün birinde iktidara yeniden el koyduğunda, ezanı yeniden Türkçe okutmayı ciddi olarak düşünmekte midir? 
Sanmıyorum.
Öyleyse bu kavganın anlamı nedir? 
Sanmıyorum, çünkü 1960 yılında elinde bu güç vardı, isteseydi yapardı! 
1980 yılında demedim, çünkü o dönem, ezanı Türkçe okutmak şöyle dursun, tam tersine, Amerikan "yeşil kuşak" politikasının dümen suyunda, komünizme karşı dinciliği kullanmaya hız veren bir dönem olarak tasarlanmıştı.
Bunda başarılı da oldu! Fakat akşam yediği hurmalar, sabah döndü bürokrasiyi tırmaladı! 
Şu anda yürüttüğü mücadele de, hurmaların "tahribatını" temizleme çabası! Evet, bürokrasi isteseydi 1960 ya da 1961 yılında ezanın Türkçe okunmasına geri dönebilirdi.
Milli Birlik Komitesi bunu niçin yapmamıştır?
Demek ki "söktüremeyeceğini" görmüştür. Halkın tepkisinden çekinmiştir. Belki de hiç aklına bile gelmemiştir! Böyle bir konuyu kendi aralarında gündeme getiren bile çıkmamıştır! 
Öyleyse Adnan Menderes'e niçin küfür ediyorlar? 
Şimdi oturmuşlar tartışıyorlar, emekli memur gazetelerinde sözcülüklerini üstlenmiş birtakım fosiller aracılığıyla, yok efendim Mustafa Kaplan böyle istemiş de, Sami Küçük karşı çıkmış da... Yaşı altmışın altında olan hiçbir vatandaşa hiçbir şey söylemeyen abuk anılar...
Elinde güç vardı, niçin yapmadın beyamca? 
Yapamadıysan, elli senedir niçin bağırıp çağırıyorsun? 
1971 yılında Nihat Erim'e niçin yaptırmadın? Hani Atatürkçü reformlar "sür'atle tahakkuk"ettirilecekti o dönemde? 
Yoksa Deniz Baykal ya da Tuncay Özkan mı başaracak bu "devrimi" çıkmaz ayın son çarşambasında? Çok beklersin!
İstersen Doğu Perinçek'i başbakan yap, ezanı Çince okutsun. Fena mı, kurmayı düşündüğün yeni ittifaka da yararlı olur.

19/6/2008

Sıkıysa şimdi sık!



Her kazanılan zaferin ardından silahına davranan şehir haydutları için önlem alınmaya başladı. İlk karar Adana'dan...

Milli maç sonrası ülke genelinde yaşanan silahla yaralanma olaylarına karşı valilikler, önlem almaya başladı. Bu doğrultuda ilk örnek karar Adana Valisi İlhan Atış'tan geldi. Atış, Milli maç sonrası silah sıkanlar hakkında soruşturma başlatılacağını, ruhsatların iptal edileceğini söyledi.

Adana Valisi İlhan Atış, ''Milli maçlarda silah sıkanlar tespit edildiğinde ruhsatları iptal edilecek, kamu görevlisiyse hakkında soruşturma açılacak'' dedi. Atış, Valilikte düzenlediği toplantıda, Adana'da A Milli Futbol Takımının Çek Cumhuriyeti ile yaptığı maçın ardından gerçekleşen kutlamalar sırasında iki kişinin silahla vurularak yaralandığını hatırlattı.

Yarın Hırvatistan ile yapılacak maçın kazanılmasını dileyen Atış, şöyle devam etti:

''Ancak, maçın ardından benzeri olayların tekrarlanmaması için sıkı tedbirler alınacak. Gezici ekipler kameralarla çekim yapacak. Silah sıkan tespit edildiğinde, ruhsatları iptal edilecek. Az da olsa kamu grevlilerinin silah sıktığı bilgisini alıyoruz. Silah sıkan kamu görevlileri tespit edilirse haklarında soruşturma açılacak.

Ayrıca, ambulans ve itfaiye gibi araçların geçişi için yollarda bir şerit boş bırakılacak. Vatandaşların, güvenlik güçleriyle karşı karşıya kalmamaları için bu konularda duyarlı olmasını istiyoruz. Bizim sevincimiz başka insanların derin acılarına neden olmamalıdır.''

internethaber

19/6/2008

Bkm Mutfak Aduket

19/6/2008

ÖSS 2008 sınav soru ve cevapları

SÖZEL BÖLÜM


1. ‘Kendisinin hapishaneye, heykelinin tımarhaneye konulduğu bir ülkede .................. nasıl yetişsin!’ cümlesinde boş bırakılan yere cümlenin akışı ve anlam bütünlüğü bakımından aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?



a) Tek parti özlemiyle yanıp tutuşanlar

b) Ekonomik kriz çıksa da faizden yolumuzu bulsak diyenler

c) Halka rağmen iktidar olmak isteyenler

d) Hem herşeyi en iyi bilen hem de demokratik olabilen cuntacılar

e) Düşünen Adam



2. Aşağıdaki cümlelerin hangisini söyleyen kişide anlama bozukluğu vardır?



a) Türkiye demokratik bir hukuk devletidir, bu nedenle darbe olamaz.

b) Darbeler anayasamıza aykırıdır, bu nedenle darbe olamaz.

c) Darbeler evrensel hukuk kurallarına aykırıdır, bu nedenle darbe olamaz.

d) Darbeler üçüncü dünya ülkelerinde olur, bu nedenle Türkiye’de olamaz.

e) Hepsi



3. Diyarbakır’da sarı - kırmız - yeşil renklerinin yan yana gelmesi yasaktır.

Bu doğrusal önerme gereğince aşağıdakilerdan hangisi mümkündür?



a) Diyarbakır manavlarında limon, domates ve hıyar yan yana dizilebilir.

b) Trafik ışıkları aynı anda yanabilir.

c) Sarı elbiseli bir kadın karpuz kesebilir.

d) Sarılık olmuş bir çocuk Diyarbakır Spor forması giyebilir.

e) Hiçbiri



4. Aşağıdakilerden hangisi Deniz’e aittir?



a) Millet

b) Devlet

c) Din

d) Silahlı ve bürokratik elitlerin desteği

e) Halk desteği



5. Muhtemel yeni bir askeri darbe sonrası Türkiye’nin müttefikleri aşağıdakilerden hangisi olabilir?



a) Fiji

b) Myanmar

c) Sudan

d) Pakistan

e) Türkün Türk’ten başka dostu yoktur.



6. Dönemin CHP milletvekili bir meclis konuşmasında ‘Bineceğim eşeğin benden akıllı olmasını ister miyim’ demiştir. Bu cümlede teşbih sanatı ile kullanılan ‘eşek’ sözcüğü ile gerçekte ne anlatılmak istenmiştir?



a) Manisa eşeği

b) Mercedes S320

c) Halk

d) Bir katır hayvanı

e) Bir binek hayvanı



7. Gelişmiş canlılarda organlar bir araya gelerek sistemleri oluşturur.

Buna göre yasama, yürütme ve yargı organlarında meydana gelen sorunlar aşağıda verilen sistemlerden hangisinde en büyük hasara yol açar?

a) Monarşi

b) Demokrasi

c) Totalitarizm

d) Oligarşi

e) Meşrutiyet



Lütfen 9 ve 10. soruları aşağıdaki paragrafa göre cevaplayınız.



Bir general bir savcıya: ‘Ben senin yaşındayken öyle bir darbe ortamı hazırlanırdı ki, kimse darbeye karşı çıkamazdı’ Savcı generale: ‘O da bir şey mi, ben senin darbe yaptığın yaşa gelmeden öyle bir dava açtım ki, ortamın müsaitliğiymiş, ekonomiymiş hiçbirini takmadım. Kimse de bir şey diyemedi.’ demiştir.



8. Yukarıdaki konuşmaya göre savcı ve generalin yaşları hakkında ne söylenebilir?



a) Savcı’nın yaşı generalin yaşının 2 katından 3 fazladır.

b) General, savcının portakalda vitamin olduğu yıllarda 5 yaşındadır.

c) General savcının büyükannesiyle sek sek oyanayacak kadar yaşlıdır.

d) Kendilerini genç hissettiklerinden yaş önemli değildir.

e) Hepsi



9. Yukarıdaki konuşma kaç yılında yapılmış olabilir?



a) 2008

b) 1997

c) 1992

d) Hadi canım bu devirde böyle bir konuşma olamaz

e) Burası Türkiye, her yıl olması muhtemel



10. Yukarıdaki konuşmaya göre aşağıdakilerden hangisi doğrudur?



a) General darbe ortamının hazırlanmasından haberi olduğunu ima etmiştir.

b) Savcı, generalden daha büyük bir iş başarmıştır.

c) Generalle savcı aynı düşüncenin yılmaz savunucularıdır.

d) Hepsi

e) Hiçbiri



Lütfen 12 ve 13. soruları aşağıdaki paragrafa göre cevaplayınız:



‘(1)Bir kuvvet komutanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı’nı veya bir üyeyi arayıp, ‘şu kararı almazsanız, darbe yapacağız’ der mi? Bunun akla sığan bir tarafı var mı? Mantıklı bir yönü var mı? Olacak iş mi?(2) Ayrıca öyle haber verilerek darbe mi yapılır? Darbe yapmanın da kuralları vardır, gizliliği vardır. Bu bile düşünülse, iddiaların saçma olduğu anlaşılır.’



11. Yukarıdaki parça ve parçanın yazarı ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi kesin olarak söylenemez?



a) Parça, ‘Darbe ve Darbe Yapma Kuralları’ isimli bir kitaptan alınmış olabilir.

b) Darbe, aleni olarak yapılmaz.

c) (2) numaralı bölüm metinden çıkarıldığında parçanın yazarının demokrat olduğu savunulabilir.

d) Metnin tamamı göz önüne alındığında metinde demokratik kurallara bir aykırılık bulunmamaktadır.

e) Haber verilen, yapılan eylemin adı hiçbir şekilde darbe olamaz.



12. Parçada geçen ‘Ayrıca öyle haber verilerek darbe mi yapılır?’ ifadesine göre aşağıdakilerden hangisinin doğru olduğu savunulabilir?



a)
Bu ifadeden darbenin hiçbir şekilde haber verilemeyeceği sonucu çıkar.

b) Yazar haber verme yönteminin yanlışlığını vurgulamıştır. İfadeye göre telgraf, faks veya internet yoluyla haber verildiğinde darbe kurallarına aykırı davranılmış olmaz ve darbe geçerlidir.

c) Yazar darbeye her şartta karşı olmakla birlikte, darbenin haber verilmesinin işlemi ayrıca şekil kuralları açısından da sakatladığını anlatmaya çalışmaktadır.

d) Yazar teknoloji çağında iletişimin önemine vurgu yapmaktadır.

e) Hiçbiri



13. Atatürk’e ait ‘Egemenlik bila kayd-ü şart milletindir.’ cümlesi günümüz Türkçesine çevrilmek istendiğinde aşağıdakilerden hangisi en doğru çeviri olur.



a)
Ben egemenliğe egemenlik demem, içinde asker olmayınca.

b) Herkes bir yere kadar egemen olabilir, millet de olsa haddini bilmeli.

c) İsmine bakılmaksızın herkes milletin bir ferdi olduğu için, millet adına parti kapatabilir.

d) Egemen Bağış ile Fikret Bila, Millet Parkı’nda kayıt dışı bir şartname hazırlamıştır.

e) Hepsi



14. 49 yılla yargılanan ve 39 yıla mahkum edildikten sonra askeri mahkemenin tahliye ettiği bir mahkum hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?



a)
Komutanı tanıyordur, iyi çocuktur.

b) Hakim de tanıyordur, efendi çocuktur.

c) Hakim tanımıyordur ama komutanın tanıması yeterlidir.

d) Kurşun atan da yiyen de şereflidir.

e) Hepsi



15. Parti kapatma gerekçeli kararında ‘Suç olmasa bile ceza verilmesi gerekir’ diyen bir savcıya aşağıdakilerden hangisi önerilebilir?



a)
Suç ve Ceza’yı okuması

b) LAW101-Hukuğa Giriş dersini tekrar alması

c) TC sınırları içerisinde savcılık yaptığı için şükretmesi

d) ‘Keser döner sap döner gün gelir hesap döner’ atasözü

e) Hepsi



16. İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth Türkiye’ye gelerek birçok irticai faaliyette ve laikliğe aykırı eylemde bulunmuştur. Kraliçe Elizabeth’in kraliçelikten men edilmesi ve Büyük Britanya Krallığı’nın süresiz kapatılması için Türk Yargıtay’ı, İngiltere Anayasa Mahkemesi’ne dava açmayı kararlaştırmıştır. Buna göre aşağıdakilerden hangisi kapatma davasının en önemli delili olabilir?



a)
Adnan Menderes ve arkadaşlarının idamını önlemek için 1961 yılında Türkiye’ye gelmesi

b) Bursa Yeşil Cami’ye giderek laikliğe aykırı eylemlerin odağı olması

c) Yeşil Cami’de Rahman Suresi’ni 10 dk. gözlerini kırpmadan dinlemesi

d) Camide başını örtmesiyle Kraliçe’nin gizli gündeminin olduğunun anlaşılması

e) Başörtülü olmasına rağmen Hayrunnisa Gül’ün bulunduğu resepsiyona iştirak etmesi



17. ‘Yüzde doksanbeşle bile gelseler devletin çeşitli kurumları gereken cevabı verecektir’ cümlesinde aşağıdaki kalıplardan hangisi bulumaz?



a)
Darbeli tamlama - darbe tamlaması

b) Tepeden inmeci zarf tümleci

c) Kıymeti kendinden menkul edilgen ortaç

d) Öz-uzman akademik nesne

e) Ölür müsün öldürür müsün edatları



18. 18’ini doldurarak oy kullanma hakkına erişen bir gencin ruh hali aşağıdakilerden hangisi gibidir?



a)
Ara sıra (istem dışı da olsa) göbeğini kaşıdığı için tedirgindir.

b) Dağdaki bir çoban olduğu için kullanacağı oyun sayılıp sayılmayacağı hakkında bir fikri yoktur.

c) En doğal hakkına erişebildiği için büyük bir sevinç içerisindedir.

d) Kullanacağı oyun bir değil de bilmem kaç bin küsur oy yerine geçmesi için NTV’de program sunmayı düşünmektedir.

e) 1946 seçimlerindeki gibi açık oy, gizli sayım yapılmasından korkmaktadır.



19. Başörtüsü ile üniversitesine girmeye çalışan bir öğrencinin üniversite kapısında en zor duyacağı sesleniş cümlesi aşağıdakilerden hangisidir?



a)
Giremezsin, rektörün emri var!

b) Her yerin bir kuralı var kardeşim!!!

c) Hem farz diil ki?

d) Biz mayoyla geliyor muyuz?!!

e) Merhaba!



20.
Bir Sarıkız sevmiştim Ayışığında / Özden’in ki gibi, Örnekçesine / Sevdamın adını koymuştum Ergenekon / Tam erecekken muradıma / Sarıkız kaçtı, Ayışığı karardı / Ergenekonların bitmesi en büyük karardı.



Yukarıdaki dizelerin sahibi olan kişi için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?



a) Özden adında birinin darbe yapacağını anlatmaktadır.

b) Adam Sarıkız’a gerçekten aşıktır.

c) Ayışığı tekrar çıkarsa amacına ulaşacaktır.

d) Ergenekon destanının kahramanlarındandır.

e) Kendine Özden’i örnek almaktadır.



21. Aşağıdakilerden hangisinde ‘Tecavüzcü suçlu ama kız da mini etek giymeseydi’ cümlesindeki ‘ama’ bağlacı aynı anlamda kullanılmıştır?



a)
Darbe kötü ama AKP’nin de 1 Mayıs’ta yaptıkları ortada.

b) Demokrasi iyi ama biz henüz hazır değiliz.

c) Hrant Dink’in öldürülmesine karşıyım ama o da çok yanlış konuştu.

d) Menderes’in asılması kötü ama o da Tahkikat Komisyonu kurmuştu.

e) Hepsi



22. Bir siyasal iktidarın hataları ile Ergenekon’u eşitleyen bir düşünce akımı hakkında ne söylenebilir?



a) Bir günlük solculardır

b) Her zaman solculardır.

c) Radikal solculardır.

d) Eski solculardır.

e) Hepsi


Tüyolarımıza uyarsanız soruları gözü kapalı cevaplayacağınızı garanti ediyoruz. Cevaplarınızı oss@gencsiviller.net adresine bekliyoruz. İlk 10 kişiye ‘İçerde Eylem var’ ve ‘Ergenekon Nasıl Çökertilir’ isimli kitaplarımızı hediye ediyoruz. Süreniz 367 dakikadır. İstediğiniz sorudan başlayabilir, demokrat ise arkadaşınızın kağıdına bakabilirsiniz. İyi şanslar.


23. ‘Türk, bu ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler.’ sözünün sahibi ve ilk Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt adına hukuk ödülü veren İstanbul Barosu’nun bundan sonraki ödülünün ne olması beklenir?



a)
Mussolini Adalet Ödülü

b) Adolf Hitler Barış Ödülü

c) İdi Amin İnsanlık Ödülü

d) George W. Bush Sempati Ödülü

e) Tarık Akan En İyi Erkek Oyuncu Ödülü



24. MGK kararlarının her zaman ciddiyetle karşılanması ve dikkate alınması, bu kararların ‘emir’ mahiyetinde olmalarından değil, ‘verilebilecek en doğru ve uygun’ kararlar olmalarındandır.

Devletin ciddi kurumlarından haber ajanslarına düşen bu metne göre aşağıdaki yargılarından hangilerine varılabilir?

I - MGK herkes için herşeyin doğrusunu bilen ideolojiler üstü dogmatik bir kurumdur.

II - MGK kararları kendisinden daha üst bir kurum var olmadığı için hiçbir şekilde denetlenemez

III - ‘Doğru’ kavramının felsefi tartışmalara konu olması anlamsızlaşmıştır.



a)
Yalnız I

b) Yalnız II

c) I ve II

d) II ve III

e) I, II ve III



Lütfen 25 ve 26. soruları aşağıdaki metinlere göre cevaplayınız.



I -
‘Askerde katıksız hapis cezası, hekim gözetimi altında çektirilen bir cezadır. Halkının büyük bir çoğunluğunun başlıca gıdasını ekmek teşkil eden bir ülkede bir cezalının üç gün yalnızca bu gıda ile yetinmek zorunda kalmasını eziyet ve işkence saymak gerçekçi bir görüş ve anlayış olamaz...’

II - ‘Askerlik şerefli bir görevdir. Bu şerefin korunması en ağır müeyyideleri dahi haklı kılar. Askerlik şerefine leke sürenlerin, yerine göre hapis, ağır hapis, hatta idam cezasıyla cezalandırılmaları yeterli değildir...’

III - ‘Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır’



25. Yukarıdaki maddelerden hangisi ya da hangileri Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir karardır?



a)
I

b) III

c) I ve II

d) II ve III

e) Hiçbiri



26. Yukarıdaki maddelerden hangisi ya da hangileri Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir?



a)
II

b) I ve II

c) III

d) I, II ve III

e) Hiçbiri



SAYISAL BÖLÜM

















1. Yukarıdaki şekle göre İstikrarsızlık ve Hukuksuzluğun Türkiye’de rahat rahat dolaşması için hangi anahtar veya anahtarlar kapatılmalıdır?

a) DTP kapalı AKP açık

b) DTP kapalı AKP kapalı

c) DTP açık AKP kapalı

d) DTP açık AKP açık

e) Herbiri



Lütfen 2 ve 3. soruları aşağıdaki bilgiye göre cevaplayınız.



Tuzla Tersanesinde çalışan Ahmet bir işi 3x saatte, Mehmet ise aynı işi 2x saatte bitiriyor. Ancak Ahmet’in muhtelif bir iş kazasına uğraması ve Mehmet’in de yine olası bir patlama sonucu yaralanmasıyla iş yarım kalıyor.



2. Buna göre tersanedeki işin bitirilmesi için kaç işçinin daha kazaya uğraması gerekmektedir?



a)
Haftada 3 işçi

b) Ayda 5 işçi

c) Her gün 1 işçi

d) Hepsi

e) Medya ölümleri abartıyor



3. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın kaza olması durumunda ‘Bu ölümler gemi sanayimizi çekemeyen dış güçlerin bir komplosudur’ deme olasılığı kaçtır?



a) %98

b) %97

c) %99

d) %99,5

e) %99,9



4. Her hafta Kürtlerin aşağılandığı Pars Narkoterör, Tek Türkiye, Gazi dizilerinin OBEB’i (ortak bölenlerin en büyüğü) aşağıdakilerden hangisidir.



a)
Kötü senaryo

b) Amatör oyunculuk

c) Ucuz ırkçılık

d) Kötü niyet

e) Düşük zeka seviyesi



5. Birlikte yaşayan iki türün karşılıklı olarak birbinden faydalandığı ilişkiye mutualizm denir. Buna göre aşağıdaki çiftlerden hangisi arasında mutualist ilişki bulunmaz?



a) Pire-İnek

b) Köpek balığı-Vatoz

c) CHP-Ergenekon

d) Anayasa-Anayasa Mahkemesi

e) RTÜK-TRT



6. ‘Ayaklar baş olursa, kıyamet kopar’ sözünü söyleyen bir kişinin aşağıdaki hayat hikayelerinden hangisine sahip olması durumunda hayret katsayımız en yüksek seviyede olur?



a)
Nişantaşı’nda doğup büyümüştür.

b) Lise eğitimini İsviçre’de almıştır.

c) ‘Best Model of The World’ yarışmasında derece almıştır.

d) Popüler bir televizyon programında sunuculuk yapmaktadır.

e) Kasımpaşa’da doğup Başbakanlığa yükselmiştir.



7. 1 Türkiye = 70 milyon vatandaş denkleminin sadeleştirilmiş hali 1 TBMM = 550 milletvekili olduğuna göre Türkiye’nin kendine has şartlarında sadeleştirme devam ettirildiğinde aşağıdaki denklemlerden hangisine ulaşılır?



a)
1Anayasa

mahkemesi =11 üye

b) 1 CHP = 98 milletvekili

c) 1 TSK = 4 kuvvet komutanı

d) a ve b

e) Hepsi



8. Bir video paylaşım sitesi birbirinden ayrık ve bağımsız x, y ve z sakıncalı videolarından dolayı aşağıdaki tabloda belirtilen frekanslarda kapatılmaktadır:















Buna göre aşağıdaki tarihlerden hangisinde video paylaşım sitesinin açık olma ihtimali %12 dir:



a) Kurban Bayramı arefesi

b) 2036 yılı Ocak ayının ilk Salı günü

c) 19 Mayıs 2009

d) Önümüzdeki ilk 29 Şubat günü

e) 2008 yılı Babalar Günü



9. Bir kız öğrenci 19 Mayıs Stadyum Töreninde ‘Atam izindeyiz’ yazan bin kişilik fon grubu içindedir. ‘İzindeyiz’ kelimesinin ikinci ‘i’sinin noktasının sol üst köşesini gösteren plakayı tutmak için güneşin alnında 4 saat 53 dakika ayakta dikilerek; ömrü boyunca yapması gereken cumhuriyet bekçiliğinin ne kadarını tamamlamıştır?



a) % 0,17

b) % 1,4

c) % 0,09

d) % 1,008

e) % 2,63



10. Yargı, ordu, medya, sivil toplum eşkenar dörtgeninin iç açıları toplamı ne zaman 367 olur?



a) Tehlikenin farkına varıldığında

b) 27 Nisan muhtırasını kimse takmadığında

c) Gerektiğinde

d) Cumhuriyet mitingleri işe yaramadığında

e) Bu şekil dötgen olmaz, olsa olsa yamuk olur.



11. Doğal ortam koşulları ile başedecek savunma ve yaşam sistemleri geliştirme yeteneğinden yoksun olduğu halde, değişen dünya ve çevre koşullarına rağmen onlarca yıl sabit kalabilen canlılar, dünyanın hangi bölgesinde asla bulunamaz?



a) Su kenarlarında

b) Gerçek demokrasilerde

c) Türkiye’deki partilerde

d) Balta girmemiş ormanlarda

e) Türkiye üniversitelerinde



12. 45 derecelik bir eğik düzlemde dengede durmaya çalışan Türk ne yapsın (tan45=1)?



a) Öğünsün, çalışsın, güvensin

b) Çalışsın, güvensin, öğünsün

c) Güvensin, çalışsın, öğünsün

d) Çalışsın, öğünsün, güvensin

e) Uzansın, yatsın ve hababam öğünsün



13. Bir ‘erke donergeci’nin küçük çarkında X ok, büyük çarkında 367 mandal var ise, Erg=61.x+1 enerji formulüne göre dönergecin maksimum verimi ne olur?

a) % 47

b) 8/11

c) % 20.85

d) Sistem çalışmaz

e) NaN



14. İstanbul Emniyet yetkililerince orantılı güç aşağıdaki gibi tanımlanmıştır:



1 bilye + 2 orta büyüklükte taş = 8 biber gazı + 3 gözyaşartıcı bomba.

Bu oranlara göre; 1 Mayıs’ta 3 taş 2 bilyesi olan Eda polisten ne kadar biber gazı ve göz yaşartıcı bomba yemiştir? (Not: Eda’nın yediği coplar ihmal edilebilir)



a) 17 biber gazı + 8 göz yaşartıcı bomba

b) Hesaplayamayız çünkü Hakkı’ya atılan bombalardan da nasibini almıştır.

c) Ama bu orantısız güç.

d) Oranını polisten daha iyi mi bileceksin.

e) Evdeki hesap polisin hesabına uymayabilir.



15. A’nın favori darbesi 27 Mayıs’tır. B’nin favori darbesi 12 Mart ve 12 Eylül’dür. C’nin favori darbesi 28 Şubat ve 27 Nisan’dır. Buna göre aşağıdakilerden hangisi en doğrudur?



a) A ve B düşmandır.

b) A ve C dosttur.

c) C, A’yı ve B’yi tanımamaktadır.

d) B ve C Kızıl Elma hoşafı olmuştur.

e) A, B ve C büyük yanlış yapmaktadır. Darbenin favorisi olmaz.



16. Kaos = Medya [(Ergenekon * CHP) + Yargı]2 + x

Yukarıdaki çok bilinenli denklemde, tek bilinmeyen x olduğuna göre, eşitliği sağlayacağı varsayılan x bilinmeyeni nedir?



a) Belediye çukurlarının kapatılması

b) İktidar partisinin kapatılması

c) Bütçe açığının kapatılması

d) Disneyland’ın kapatılması

e) Bu yaz Reina’nın kapatılması



17. Önder’in bir cep telefonu vardır. Önder bir hafta boyunca yapılan 20 denemenin 17’sinde ‘no’ yerine telefonun ‘yes’ tuşuna basmıştır. Seçimlere 32 partinin girdiği varsayıldığında, Önder’in oy pusulasında CHP’nin kutucuğuna basamama ihtimali kaçtır?



a) %58

b) %79

c) %82

d) %90

e) %91



18. 1960 darbesinde mevcut 1 radyo istasyonu Milli Birlik Komitesi üyesi 38 general tarafından; 1981 darbesinde mevcut 1 radyo ve 1 TV istasyonu Milli Güvenlik Konseyi üyesi 5 general tarafından basılmıştır. 2008 yılında 50’den fazla ulusal binlerce yerel TV istasyonu ve sayısı bilinemeyecek kadar radyo istasyonunu bulunduğu düşünüldüğünde, muhtemel bir darbe için kaç generale ihtiyaç duyulmaktadır?



a) 7903

b) 16544

c) 19352

d) 25098

e) 34791


19/6/2008

Tuncay Özkan, benden CHP genel sekreterliğini istedi


CHP lideri Deniz Baykal, gazeteci Tuncay Özkan'ın kendisinden genel sekreterlik koltuğunu istediğini açıkladı. Özkan'ın 'Önder Sav gitsin, ben geleyim' yönündeki talebini kabul etmediğini belirten Baykal, "Partiye katılmasını ve mücadele vermesini tavsiye ettim. Durumu görünce zaten vazgeçti." dedi.

CHP'den aldığı 4 trilyona rağmen Kanaltürk'ü ayakta tutamayan ve satmak zorunda kalan Tuncay Özkan, Deniz Baykal tarafından CHP üyeliğine dahi kabul edilmeyince başka parti kurma kararı aldı. Baykal, Özkan'ın CHP'den neler talep ettiğini Vatan yazarı Can Ataklı'ya anlattı. Özkan için, "Geldi, hayli uzun konuştuk, benden CHP genel sekreterliğini istedi." diyen Baykal, bu görüşmenin ikisi arasında kalması yönünde anlaştıklarını; ancak bir şekilde sızdığını kaydetti. Özkan'ın CHP'ye neden genel sekreter olamadığına yönelik soruya şu cevabı verdi: "Bir partiye genel sekreter olmak kolay değil ki. Şu anda bu görevi yürüten Önder Sav, çok uzun yıllar partiye hizmet vermiş, kamuoyunda çok saygın, kendini kanıtlamış bir isim. Özkan'a partiye katılmasını ve mücadele vermesini tavsiye ettim. Pazarlıkla partiye girilemeyeceğini söyledim. Durumu görünce zaten kendisi de vazgeçti, partiye de girmedi."

Deniz Baykal, Kanaltürk'e aktardıkları 4 trilyonla ilgili de ilginç açıklamalarda bulundu. Bu parayla ilgili olarak başlarının derde sokulmak istendiğini savunan CHP lideri, şu savunmayı yaptı: "Bir partinin kendini medyada anlatmak istemesi kadar doğal bir şey yoktur. AKP neredeyse medyanın tamamına sahip olmuş. Bizim de sesimizi duyurmamız gerek. Kanaltürk'le bir tür reklam anlaşması yaptık. Reklam deyince ille de Baykal'ın resminin yayınlanması gerekmiyor. Görüşlerimizin, söylemek istediklerimizin ekrana yansımasını da reklam olarak görmek gerek."

Zaman

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı
Free Hit Counter
Free Hit Counter Powered by MyPagerank.Net c Msn bot last visit powered by MyPagerank.Net Genel