« Önceki | Sonraki »

12/6/2008

Büyücü Uri Geller rezil oldu

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de ''Fenomen'' isimli programı yapan Macar asıllı Yahudi İngiliz vatandaşı Uri Geller'in İsviçre-Türkiye maçı öncesi bulunduğu kehanet Macar basınında bomba gibi patladı.

Maçı seyretmek için İsviçre'ye giden, kaşık eğerek dünyada büyük üne kavuşan Uri Geller, İsviçre'nin maçtan galip ayrılması için futbolla ilgisi olmayan büyülere başvurdu.

FUTBOL TOPUNA BÜYÜ YAPTI

Ünlü kaşık eğrilticisi, İsviçre halkının maçtan 20 dakika önce, yani saat 20.20'de bir futbol topunu tutarak konsantrasyonla ''Gewinn Schweiz, gewinn, gewinn (Galip gel İsviçre, galip gel, galip gel)'' demelerini istedi.

İSVİÇRE'NİN YENECEĞİNİ İDDİA ETTİ

Uri Geller, Türkiye maçının kazanılması için Alexander Frei'ye ihtiyaç olmadığını, önemli olan tüm İsviçre halkının takımlarının galibiyetine inanmasının yeteceğini söyledi.

Türkiye'nin maçı kazanmasıyla Uri Geller'in kehanetinin fos çıktığı görüldü. Türkiye'de Star Tv'de Fenomen isimli programı yapan İngiliz vatandaşı Geller'in kehanetinin fos çıkmasıyla Türklerin yüzüne nasıl bakacağı merak ediliyor.
Haber Kaynağı:

12/6/2008

Dünya basını övgü dizdi

Türkiye'nin İsviçre karşısında son dakikada aldığı galibiyet, yabancı basında da geniş yer buldu. İspanya gazetelerinden övgü gelirken, en ilginç yorumu da ünlü haber ajansı AP yaptı.

AP; "Yağmurun durmasını isteyen Fatih Terim’e cennetten yardım geldi" deyip ekledi;  “Terim’in duası tuttu
”.



İNGİLİZ BASINI:

The Independent : ''Türkler şimdi grup ikinciliğinde Çek Cumhuriyeti ile birbirlerinin ensesinde yarışıyor. Önümüzdeki Pazar günü bu iki takımın arasında oynanacak maç Portekiz ile birlikte kimin gruptan çıkacağını belirleyecek.'



Telegraph, dünkü maçın bir önceki olaylı maçın gölgesinde oynandığını da yazdı. Telegraph, ''Belli ki her iki takımın oyuncuları da karşısındakine gerçek sporculuğun nasıl olması gerektiğini göstermeye kararlı çıktı dünkü maça'' dedi.

İNTİKAM SOĞUK YENİR


The Times ise İsviçre'nin umutlarının Türkiye'nin selinde yıkandığını yazdı.

Üç yıl önceki maça atıfta bulunan gazete, dünkü maçın Dünya Kupası'ndan elenmesine yol açan İsviçre karşısında Türkler tarafından alınan bir intikam olduğu imasında bulunurken, ''Türk lokumu gibi, intikam soğuk yenilen bir yemektir'' dedi. Times, ''Dünkü maçta şişe geçirilen İsviçre oldu'' dedi.


The Guardian,
''İsviçre kendi verdiği partinin dışında kaldı'' diyen gazete, ''Haydi İsviçre'' nidalarının evsahibi takımın taraftarlarının boğazına tıkandığını yazdı. Gazete, ''Türkler şekilsiz İsviçreliler'in baskısından çabuk kurtuldu. Türkiye Ligi'nin altın çocuğu Arda soldan akıp golünü attı. Pazar günü Çek Cumhuriyeti karşısında alacağı bir galibiyet ise Türkiye'nin çeyrek finaldeki yerini garantileyecek'' görüşünü vurguladı.

İSVİÇRE AŞAĞILANDI

Daily Mail de İsviçreliler'in dün, ''Düzenlemeyi planladıkları gösterinin üzerine Arda Turan'ın yağdığını'' belirten bir başlık kullandı. Dört yıl boyunca bu turnuvaya hazırlanan İsviçre'nin dün aşağılanarak veda etmek zorunda kaldığını yazan Daily Mail, ''Kendi bahçelerinde, hem Çek Cumhuriyeti'nden hem de Türkiye'den kolayca dayak yediler'' benzetmesinde bulundu. 

ALMAN BASINI; SU SAVAŞI

B.Z gazetesi, ''İsviçre su savaşında boğuldu'' başlığıyla verdiği haberde, çekişmeli geçen maçın son dakikalarında Türkler'in daha sağlam sinirlere sahip olduğunu yazdı.


Bild gazetesi, ''Hilal'in Kudamm üzerinde parladığı çılgın gece'' başlığıyla verdiği haberde, binlerce Türk'ün, kısa adı Kudamm olarak bilinen ''Kurfürstendamm'' adlı ana cadde üzerinde toplanarak gece geç saatlere kadar çılgınca eğlendiğini hatırlattı.
Almanlar'ın da Türkler ile birlikte kutlamaya katıldığı ve Türkler'in yoğun olarak yaşadığı Kreuzberg semtinde büyük sevinç gösterilerinin yapıldığı ifade edildi.


Berliner Kurier gazetesi de, ''Son dakika nakavtı'' başlığıyla verdiği haberde, Arda'nın uzatma dakikalarında attığı golün Türkler'i büyük bir sevince boğduğu belirtilerek, İsviçre'nin Avrupa Şampiyonası'nda ilerleme hayalinin ise sona erdiğine işaret edildi.


Die Welt gazetesi maçla ilgili haberini, ''Türkiye, İsviçre'yi Avrupa Şampiyonası'ndan dışarı attı'' başlığıyla verirken, Berliner Morgenpost gazetesi de, ''Türkiye su savaşını kazandı'' başlığını kullandı.


Alman televizyon kanalları da dün Türkler'in yaşadığı sevinç ve coşkuyla ilgili haberleri tekrar tekrar ekranlara getirdiler.
Yapılan yorumlarda, Türkiye'nin Çek Cumhuriyeti'ne karşı şansının yarı yarıya olduğu, Çek Cumhuriyeti'nin az miktarda teknik üstünlüğü karşısında Türkler'in daha tutkulu oynadığı ifade edildi.


İSPANYA BASINI:

İsviçre öldü yaşasın Türkiye

Maça geniş yer ayıran İspanyol basını, ''Türkiye, ilk ev sahibini kupa dışı bıraktı'' diye yazdı.


Marca gazetesi, şiddetli yapğmurun maça damgasını vurduğunu belirterek, ''İsviçre için Avrupa Kupası'nın su gibi geçtiğini'' yazdı.

El Pais, ''Arda, can çekişen Türkiye'ye yeniden hayat verdi'',
El Mundo ''İsviçre öldü, yaşasın Türkiye'', As ''Futbolun adaletsizliği, dağınık Türkiye'yi ödüllendirdi'' ifadelerini kullandı.

Arda'ya övgü yağdı

İspanyol basını, maçın uzatma dakikalarında Türkiye'nin galibiyet golünü atan Arda'ya övgüler yağdırdı. ''Maçın başaktörü'' olarak gösterilen Arda, attığı golle ''Türkiye'ye hayat veren'' futbolcu olarak gösterildi.

La Vanguardia gazetesi,
"21 yaşında lider oldu'' dediği Arda için 
''Türkiye de Avrupa Kupası'na diğer genç yıldız futbolcuların yolunu izleyecek yeni bir çocuğu getirdi. Henüz 21 yaşındaki Arda, taraftarların hoşuna giden bir oyun sergileyen yaratıcı bir orta saha oyuncusu. Futbolcu olarak son yıllarda kayda değer bir gelişme gösterdi ve Avrupa Kupası onun için iyi bir vitrin olacak. Açık bir şekilde zafer kazanana ve takımının kaptanı olana kadar Türkiye'den ayrılmak istemediğini söyledi, ama Avrupa'daki büyük liglerdeki takımlardan bazıları onun fikrini değiştirmeye çalışmalı'' diye yazdı.

FRANSA BASINI: İSVİÇRE İÇİN HAZMI ZOR YENİLGİ

Fransa'daki gazeteler, grev yüzünden bugün bayilerde satışa çıkmadı, ancak gazetelerin internet siteleri dünkü maça geniş yer verdi.


L'Equipe gazetesinin internet sitesinde yer alan haberde, ''İsviçre için hazmetmesi zor bir mağlubiyet'' ifadesi kullanıldı. Fransız gazetesi, 2000 yılında Belçika'nın düştüğü duruma bu sefer İsviçre'nin düştüğünü yazarak, daha ilk turda İsviçre'nin turnuvadan elendiğine dikkati çekti.


Le Figaro
gazetesi ise ''Türk milli futbol takımının maça iyi başladığını, ancak şiddetli yağmurla birlikte, orta sahanın da etkisiz olmasıyla ilk yarıda üstünlüğü İsviçre takımına kaptırdığı'' yorumunu yaptı.

Türk milli futbol takımının daha teknik oyunculardan kurulu olduğunu hatırlatan gazete, ikinci yarıda gelen değişikliklerle Türk milli futbol takımının maçı galip bitirdiğini yazdı.

Liberation gazetesi ise ''Türkiye, İsviçre'yi dışarı itti'' başlığıyla verdiği haberde, Türkiye'nin bir inanılmazı gerçekleştirerek, Çek Cumhuriyeti karşısında ikinci tura kalma şansını yakaladığını yazdı.


UEFA SİTESİNDEKİ YORUM

Avrupa basını, Millilerin iddiasını koruduğunu belirtirken, UEFA’nın internet sitesi, “Türkler, İsviçre’nin hayallerini yıktı” yorumunu yaptı

EN İLGİNÇ YORUM

Maçla ilgili en ilginç yorumu ünlü haber ajansı AP yaptı. AP ajansı, "Yağmurun durmasını isteyen Fatih Terim’e cennetten yardım geldi" deyip ekledi;  “Terim’in duası tuttu”.

İngiliz yayın kuruluşu BBC ise, Türkiye’ye yenilen İsviçre’nin ev sahibi olmasına rağmen turnuvaya veda eden ilk ekip olduğunu yazdı. BBC, golü atan Hakan Yakın’ın birçok şanstan yararlanamadığını, Arda’nın son dakika golüyle İsviçreliler’in kalbini kırdığını ifade etti.

Reuters ajansı, İsviçreli taraftarların beraberliği alkışlamaya hazırlandığı anda gelen şok golle sarsıldıklarını belirtti.

 internethaber

12/6/2008

Tekniğini merak ettim

Genç bir faşist, geçen gün, "bize Putin gibi eli kırbaçlı bir adam lazım" dedi...
Bunda şaşılacak bir şey de yoktu. "Sallandır iki kişiyi Taksim Meydanı'nda" yaklaşımının doğal uzantısıdır.
Fakat biz de kırbacın nerede şaklayacağını bilmek isteriz, yalnızca bizim sırtımızda mı yoksa yabancılar da mı dövülecektir?
Örneğin, öteden beri şu "fakir ama onurlu" Türkiye isteyenlere sorulması gereken sorular var.
Yabancı sermaye istemiyorsunuz. Anladık.
Ya da yatırımcı olsun, istihdam yaratsın, ama kar etmesin, ya da bunu "transfer" edemesin. Öyle çok fazla da kazanmasın.
Bu tür kapitalisti ancak akıl hastanelerinde bulabilirsiniz ama zarar yok...
Bir yandan da diyorsunuz ki "borsaya yabancılar hakim, banka ve sigorta sistemine yabancılar hakim, kamu iktisadi teşebbüslerinin en önemlileri şimdilerde yabancıların, özel sektörün önemli tesislerini yabancılar aldı, bakkaliye kesimi yabancıların hakimiyetinde, hırdavatçılığı yabancılar yapıyor, gayrimenkul işi yavaş yavaş yabancıların eline geçiyor, tarım ve sanayi kesimlerinde üretim ucuz ithalat nedeniyle yabancılara bağımlı duruma geldi"...
Diyelim ki bir eli kırbaçlı geldi...
Somut olarak ne yapacaktır? İhaleleri mi iptal edecektir?
Yabancıların ellerinde bulunan şirketlere el mi koyacaktır, kapılarına polis mi dikecektir?
Hani Doğu Perinçek'in, iktidara geldiğinde, bankalardaki bütün döviz mevduatına el koyması gibi? (Bir başka genç faşist onun için "Tekirdağ'daki bilge" dedi de bu cümle taşra baskısında gözden kaçmış, İstanbul baskısından çıkarılmış!)
Personelini de sınır dışı herhalde... Bağdat Caddesi'nden Japon derdest etmece...
Yani ben bu işin "tekniğini" merak ediyorum kardeşim, yabancı sermaye kovulacak mıdır, kaçması mı önlenecektir?
Bir tek düğmeye basarak kaçar o...
Siz herhalde, karikatürlerin etkisiyle, bu adamları ellerinde para dolu bavullarla gümrükten geçmeye çalışacak birtakım kara elbiseli, kara gözlüklü, şiş göbekli adamlar sanıyorsunuz (karikatürlerde o bavullardan bazı banknotlar da çıkar ve havada uçuşur)...
Yoksa düpedüz kurşuna mı dizeceksiniz?
Sonra da kendi yağımızla mı kavrulacağız? İthalatı mı durduracağız? "Milli burjuva" yabancı mallarını hangi parayla geri alacak? Yoksa gene "otuzlu yılların" devlet kapitalizmine mi dönülecek? Bize Tekel birasıyla Samsun sigarası mı içireceksiniz?
Şu işin olurunu bana da öğretin, aklımı yatırın, herifleri birlikte dövelim! Yeter ki, somut olarak ne yapacağınızı bilelim. Kağıt üzerinde memleket kurtarmak kolaydır.

11/6/2008

Devr-i saadet

Saçmalıklara kılıf uydurmak için Süleyman Demirel'in desteğinden medet umacak kadar gülünç duruma düşenler, yeni bir "argüman" geliştirdiler: 1960 yılında Anayasa Mahkemesi olsaymış darbe de olmazmış!
Yani ne yapacaktı bu mahkeme? Menderes bir anayasa değişikliğine gitmişti de onu mu iptal edecekti? Yoktu böyle bir şey.
Yok canım, herhalde Tahkikat Komisyonu'nu lağvedecekti...
Yani yasamanın işine karışacak, bir meclis komisyonuna müdahale edecekti! Özlenen bu mudur şimdi?
Ama o komisyonu Menderes dağıtmıştı zaten!
26 Mayıs akşamı bunu açıkça söylemişti de... Oku yaydan çıkaran darbeciler artık geri dönemediler.
Ne komik ülkedir bu yahu, Tahkikat Encümeni kurmak yasak, Susurluk Araştırma Komisyonu kurmak serbest!...
Tahkikat Encümeni, "CHP'nin darbe kışkırtıcılığı yapıp yapmadığını" araştırıyordu... Eee, yapmamış mıydı? Bal gibi yapmıştı!
"Üzerinde kafa yormak gerekiyor" dediler bazı meslekdaşlar. Evet, yorunuz. Kafacığınızı yorunuz.
Çünkü bizimki çalışmıyor. Bir Anayasa Mahkemesi'nin 27 Mayıs darbesini nasıl önlemiş olacağını siz bize anlatınız.
Örneğin DP'yi kapatıp, Menderes ve birkaç arkadaşına 1965 yılına kadar siyasi yasak koyarak mı? Dilekçeyi de İnönü verecekti. Bunun adına sizin köyde darbe demiyorlar herhalde...
Adamı asarsan darbe, asmayıp da süründürürsen yumuşak geçiş mi sayılıyor?
Başka nasıl önleyecekti yahu, benim aklım ermiyor. Yoksa erken seçim kararı mı alacaktı, gene yasamanın görevini üstlenip?
Memur maaşlarına zam mı yapacaktı da bürokrasinin Menderes'e duyduğu derin nefreti dindirecekti?
Ben size birkaç şey daha hatırlatayım da kafacığınızı onlara da yorunuz:
Atatürk'ün kurduğu cumhuriyettir, bir anayasa mahkemesi bile olmayan devlet!
Atatürk'ün cumhuriyetinde senato da yoktur.
Gerek olsaydı, Atatürk kurardı onları...
Kusura bakmayınız, bu mantık sizin mantığınızdır.
Atatürk döneminde ordu asla ve asla politikaya da karışamaz.
O dönemde birden fazla parti de yoktur, olanlar ya kapatılmış ya da kendi kendini kapatmaya zorlanmıştır.
İşinize geldiği zaman en Atatürkçü sizsiniz... İşinize geldiği zaman Atatürk'ün aklına bile getirmediği kurumları göklere çıkaran da siz.
Atatürk "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" demişti.
Oysa siz, "egemenlik azıcık kayıtlı ve şartlı olarak milletindir" diyorsunuz!
Atatürk'e ihanet ediyorsunuz.
1961 ve 1980 yıllarında oluşan devlet, Atatürk'ün kurduğu devlet değildir.
Onun "modifiye" ve "rektifiye" edilmiş şeklidir. Bu da yetmedi, şimdi de "konsolide" ediliyor.
Niçin oynadınız Atatürk'ün kurduğu sistemle? Ne hakkınız vardı buna?
Yoruldu mu kafacığınız? Futbola dönün, akşama maç var.


 

10/6/2008

Diyanet'ten müthiş açıklamalar

A.A



Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Şevki Aydın, "Kadınların eğitimini ihmal ettik. Kadın gibi çok önemli bir eğiticiyi varlığından habersiz olacak kadar cehaletin karanlığına gömdük. Eğitimcisini ihmal eden bir toplum; iyi insan, iyi kadın, iyi erkek de yetiştiremez. Nitekim bu toplum iyi erkek de yetiştiremiyor" dedi.


Aydın, “cehaletle savaşmayı gündeminin ilk sıralarına almış bir dinin mensuplarının bugün cahil ve eğitimsiz” olduklarını belirtti.

Aydın, “Kız çocuklarının eğitim görmemesinin altında çok sakat, yanlış bir din anlayışının yattığını” ifade ederek, “Kadın gibi çok önemli bir eğiticiyi varlığından habersiz olacak kadar cehaletin karanlığına gömdük. Bugün toplumdaki sorunların temelinde yatan en önemli nedenlerden birisi bu” dedi.

Aydın, yaptığı açıklamada, Kur'an kurslarındaki eğitim anlayışının, çağdaş eğitim anlayışı çerçevesinde şekillendirilmesine ilişkin çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Yaz Kur'an kurslarının bu yıldan itibaren 3'er haftalık dönemler halinde, kur sistemi çerçevesinde yapılacağını kaydeden Aydın, “Kur'an kursu hizmetleri o kadar nitelikli olacak ki, ateist olanlar da dahil bu toplumda yaşayan her kesimden insan 'iyi ki bu ülkede Kur'an kursu var' diyecek” diye konuştu.

Kurslarda kalıp bilgileri ezberletmekten çıkıp, anlamlı öğrenmeyi gerçekleştirecek bir din eğitimi anlayışını hakim kılmayı amaçladıklarını ifade eden Aydın, bu nedenle ilk olarak Kur'an kursu öğreticilerine yönelik eğitim çalışmaları başlattıklarını anlattı.

Diyanet'in, bu yeni eğitim anlayışına uygun eğitim setleri hazırladığını bildiren Aydın, “Sloganımız 'bir Kur'an kursu, öğreticisi kadar kaliteli olabilir'... O yüzden çalışmalarımızı imamlarımızın, Kur'an Kursu öğreticilerimizin formasyonunu geliştirmeye dönük yapıyoruz” dedi.

Özel eğitim alan bir ekip tarafından Kur'an kurslarındaki yeni eğitim anlayışını, kur sistemini, Diyanet'in eğitim felsefesini içeren ve uygulanmasına ilişkin bilgilerin yer aldığı CD'ler hazırladıklarını belirten Aydın, kurs öğreticilerine Başkent'te, yeni eğitim sistemi hakkında bilgiler verdiklerini kaydetti.

Yeni dönem yaz kurslarını 3'er haftalık 3 dönem şeklinde oluşturacaklarını belirten Aydın, şöyle konuştu:

“Böylece vatandaş çocuğunu dönemlerden hangisine göndermeye müsaitse, ona gönderebilecek. Kurslarda kurlar da olacak. Çocuklar, seviyelerine hangi kur uygunsa o kura kayıt olabilecek. Çocukların dinden bıkmadan, sıkılmadan, eğlenerek haberdar olmalarını istiyoruz. Amacımız, bu çağın Kur'an kursunu inşa etmek. Bu çağın medeni dindarını yetiştirecek Kur'an kursu... Dini kuralları ezberleyen bir birey değil de din üzerinde düşünen, dini bilgiyi sorgulayan, onu anlamlandırmaya çalışan bir birey yetiştirmeye çalışıyoruz. Bu Kur'an kursu hizmetleri, o kadar nitelikli olacak ki, ateist olanlar da dahil bu toplumda yaşayan her kesimden insan 'iyi ki bu ülkede Kur'an kursu var' diyecek. Artık dikte edici, ezberletici bir din eğitiminin bizim Kur'an kurslarında yer almasını istemiyoruz.”

“KADIN SORUNLARI İSLAM'IN TEMEL DEĞERLERİYLE ÇELİŞİYOR”

Diyanet İşleri Başkanlığı olarak hizmetlerini toplumsal sorunlara göre oluşturmayı ilke edindiklerini anlatan Aydın, bu çerçevede ülke genelindeki eğitim program ve projelerini desteklediklerini belirtti.

Türkiye'de çok ciddi bir kadın sorunu olduğuna dikkati çeken Aydın, bu sorun karşısında da Diyanet'in duyarsız kalamayacağını söyledi. Kadın sorunu başlığı altında Türkiye'deki sorunların aslında İslam Dini'nin de temel değerleriyle çeliştiğini vurgulayan Aydın, bu nedenle kadın sorununa çok yönlü bakarak, nasıl çözülebileceği üzerine hizmetler üretmeye çalıştıklarını anlattı.

Eğitim açısından Türkiye'deki kadınların durumuna bakıldığında ciddi sıkıntılar olduğunu ifade eden Aydın, “Bunu dinimizin onaylaması mümkün değil. Cehaletle savaşmayı gündeminin ilk sıralarına almış bir dinin mensupları bugün cahil, eğitimsiz. Onun için biz bu milli sorunun çözümünde din kurumu olarak Diyanet'in önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bu nedenle Türkiye'deki okuma yazma seferberliklerini gönülden destekliyoruz” diye konuştu.

Din görevlilerinin “çok az maaşlarıyla kız çocuklarının okuması için burs verdiklerini” anlatan Aydın, burslarla imamların topluma örnek olmaya çalıştıklarını ve verilen bursların birer sembol olduğunu kaydetti. İmamların bu burslarla “eğitim sorunu, din adına bizim savaşmamız gereken bir sorundur. Biz bunu yapıyoruz” diye mesaj verdiklerini ifade eden Aydın, 2006 yılında kız çocukları okulsuz kalmasın kampanyası kapsamında din personelinin 9 ay süreyle 40'ar YTL burs verdiklerini, böylece 2008 eğitim-öğretim dönemi sonuna kadar toplam 2 bin 309 kız çocuğunun eğitim almasına katkı sağladıklarını kaydetti.

MÜFTÜLERİN GÜCÜ...

Kadın sorunun arkasında yatan yanlış zihniyetle din adına mücadele etmeyi önemsediklerini vurgulayan Aydın, “Kız çocuklarının eğitim görmemesinin altında çok sakat, yanlış bir din anlayışı yatıyor. Her ne kadar doğrudan dinle bunun ilgisi olmasa da bunu böyle uygulayanlarının bilinçaltında yanlış din algılayışı da var” diye konuştu. Aydın, bu sorunun çözümü için müftülürden özel programlar hazırlanmasını ve devletin diğer kurumlarıyla iş birliği yapılmasını istediklerini vurguladı.
Bir ilde Haydi Kızlar Okula Kampanyası çerçevesinde valiliğin faaliyetlerde bulunduğunu ancak bir sonuç alınamadığını anlatan Aydın, müftünün gidip halkla bir konuşma yapması üzerine ildeki kızların yüzde 75'inin okula kayıt olduğunu kaydetti.

“KADINI CEHALETİN KARANLIĞINA GÖMDÜK”

Ailelerin kız çocuğunu okutmama gerekçesi olarak kendince ahlaki bir takım argümanlar öne sürdüklerini ve bunları kendi din ahlakıyla temellendirmeye çalıştıklarına işaret eden Aydın, “Ama bu düşünceleri Kur'an'a, sünnete dayandırmak mümkün değil. İslam, bu konuda kadın ve erkek her Müslüman'ın 'beşikten mezara kadar ilim talep etmesi'ni görev olarak addediyor” dedi.

Türkiye'deki cinsiyet kültürünün sorgulanması gerektiğine de dikkati çeken Aydın, “Cinsiyet kültürümüz dini değerlerimizden çok uzaklaşmış durumda. Biz de faaliyetlerimizde kadının da erkek gibi insan olduğunu, aralarında fark olmadığını, dolayısıyla her iki cinsin de eğitiminde fark olamayacağını anlatıyoruz” dedi. Aydın, şöyle devam etti:

“Kadın gibi çok önemli bir eğiticiyi varlığından habersiz olacak kadar cehaletin karanlığına gömdük. Bugün toplumdaki sorunların temelinde yatan en önemli nedenlerden birisi bu. Kadınını, annesini yani en önemli eğitimcisini ihmal eden bir toplum iyi erkek de yetiştiremez. Nitekim bu toplum iyi erkek de yetiştiremiyor. Kadınını ihmal ederek, iyi erkek yetiştireceğini düşünmek savunulacak hiçbir yönü olmayan bir kanaattir. Biz, bu ülkede iyi insan yetiştirmek istiyorsak kadın, erkek ayırmadan herkesin beynini kafasını, kalbini geliştirmesini sağlayacak bir ortamı hazırlamalıyız.”

Diyanet olarak, hizmetlerinde bu sorunu gözettiklerini, Kur'an kurslarının kadınların eğitiminde önemli bir yer tuttuğunu ifade eden Aydın, kurslara katılanların yüzde 90'dan fazlasını kadınların oluşturduğunu anlattı. Aydın, “Bu çok sevindirici. Çünkü kadın sorunuyla celalleşen bir ülkede, kadınların evde oturmak yerine Kur'an kurslarına gelip eğitim görmesi çok önemli” dedi.

Aydın, Kur'an kursları çerçevesinde halk eğitim merkezleriyle birlikte okuma-yazma kursları düzenlediklerini bildirdi.

9/6/2008

EURO 2008 Maçlarını canlı izleyin

9/6/2008

Vencereis pero no convencereis



İspanyol ordusu, 1936 yılının temmuz ayında, seçimle gelmiş meclisine ve yasal hükümetine karşı ayaklandı...
Amacı bir darbeyle işi çarçabuk bitirmekti, ancak ummadığı bir direnişle karşılaştı. Örneğin Sevilla ve Granada'yı hemen ele geçirdi ama Madrid ve Barcelona'da yenildi.
Böylece maç ortada kaldı ve üç yıla yakın sürecek bir iç savaş başladı.
Daha ilk aylarda... 1936 sonbaharında... Faşistler Madrid üzerine yürümeye hazırlanıyorlar... Bazı bölgeler ellerinde... Geçici başkentleri de Burgos şehri... (Eski para kolleksiyoncuları! Burgos baskısı peseta banknotları çok değerlidir, bulursanız kaçırmayınız! Bende maalesef yok.)
Salamanca şehrinde bir şenlik düzenleniyor... "İspanyol Irkı Şenliği"... Salamanca Üniversitesi'nin konferans salonunda bir toplantı var... General Franco'nun eşi de onur konuğu...
İlerigelen faşistler çıkıp konuşmalar yapıyorlar... Bunlardan biri General Millan Astray... Tek gözü yok, tek kolu yok (Fas'ta, sömürge savaşında yitirmiş), eli ayağı tutmaz bir adam... (Dünya tarihinde gelmiş geçmiş en aşağılık heriflerden biridir, General Franco'dan bile berbattır. Franco yavşaktı, bu, pis manyak.)
Uzun uzun "asacağız, keseceğiz" tehditleri savuruyor. Ve konuşmasını şu dehşet verici sloganla bitiriyor: Kahrolsun aydınlar! Yaşasın ölüm!
"Muera la inteligencia! Viva la muerte!"
Ortalık birbirine giriyor, kollar uzanıyor, çığlıklar gırla...
Sonra, ünlü İspanyol düşünürü ve yazarı, Salamanca Üniversitesi Rektörü Profesör Don Miguel de Unamuno geliyor kürsüye... Yavaş yavaş derin bir sessizlik çöküyor salona...
"Hepiniz," diyor, "neler söyleyeceğimi merak ediyorsunuz. Öte yandan, beni çok iyi tanıyorsunuz. Böyle bir dönemde susamam. Susmak, yalan söylemek olur. Çünkü susmak, boyun eğmektir."
Devam ediyor: "Az önce burada ölüsevicilerin anlamsız çığlığını duydum, 'yaşasın ölüm' diye bir slogan atıldı... Bunu söyleyen General Millan Astray bir sakattır. Cervantes de öyleydi. Fakat General Astray, Cervantes gibi büyük bir adam olmadığı için, amacı bütün İspanya'yı da sakatlamak, kendine benzetmek!"
Ve sözlerini şöyle bitiriyor:
"Siz kazanacaksınız, çünkü kaba kuvvet sizin elinizde... Fakat sizde akıl da yok, hak hukuk da... Sizin gibi insanlara 'İspanya'yı düşünün' demeye gerek bile görmüyorum..."
Sonra da, tarihe geçecek o ünlü cümlesini söylüyor:
"Yeneceksiniz fakat ikna edemeyeceksiniz!"
Unamuno'nun yaptığı kelime oyunu ve uydurduğu kafiye ne yazık ki dilimize bozmadan tercüme edilemiyor. Cümlenin İspanyolca aslı şudur:
"Vencereis pero no convencereis!"
Sonra ne mi oldu? Unamuno'yu vurmak istediler. Franco'nun eşi engel oldu. Tutukladılar ve "ev hapsine" yatırdılar. Öldürmeye cesaret edemediler, dünyanın tepkisinden korktular, çünkü daha iki ay önce büyük şair Lorca'yı öldürmüşler, dünya ayağa kalkmıştı.
Fakat o müthiş ihtiyarın yüreği de bütün bunlara fazla dayanamadı, on hafta sonra tık dedi. Unamuno, insanlık tarihinin "mümtaz evlatları" arasında yerini aldı, ölümsüzlüğe kavuştu.
Hiç de öyle solcu molcu değildi, üstelik sağcı bile denilebilirdi kendisine. Ama, adamdı. Adam gibi adamdı.
Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.
Hay Allah, biz bütün bu lafları neyin üstüne getirecektik yahu?

7/6/2008

JİMNASTİKÇİ

7/6/2008

TÜRKO - Garanti Bankası euro 2008 reklam filmi

7/6/2008

CHP'de Baykal'ın da adının karıştığı yeni skandal

Yolsuzluk operasyonunu önceden haber alan Edirne'nin CHP'li Belediye Başkanı Sedefçi'yi, Baykal'ın uyardığı iddianameye girdi. Sedefçi, 'Genel Başkan'ım araştırıldığımı ve dikkatli olmamı söyledi' dedi



Star gazetesi'nin haberine göre, Edirne belediyesine yönelik 'Arasta' operasyonunda 250 sayfalık iddianame tamamlandı. İddianamede, CHP'li Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi hakkında 'ihaleye fesat karıştırmak' ve 'Çete kurmak' suçlarından 45 yıla kadar hapis cezası istendi. İhaleye giren müteahhitlerle özel görüşmeler yaparken görüntülenen Sedefçi'nin kamera kayıtları da kare kare dosyaya girdi.

HABERİ BAYKAL VERDİ

Yolsuzluk operasyonunu iki gün önceden haber alan CHP'li Başkan'ın, Genel Başkan Deniz Baykal ile yaptığı telefon görüşmelerine de iddianamede geniş yer verildi. Sedefçi'nin kendi ağzından aktardığı görüşmeye göre Baykal ile Sedefçi arasında, 4 Mart 2008'de şu konuşma geçti: 'Su ihalesini iptal ettiğim günün akşamı veya akşam üzeri Genel Başkan'ım beni aradı. Hakkımda araştırma yapıldığını öğrendiğini, duyumlar aldığını, herhangi bir uygunsuz konu olup olmadığını sordu. Dikkatli olmamı söyledi. Ben de kendisine uygunsuz bir durum olmadığını söyledim.'

2. Ağır Ceza Mahkemesi de, 11 Mart'ta tutuklanan CHP'li Belediye Başkanı Sedefçi, eski belediye başkan yardımcıları Cemil Erdoğan ve Mustafa Selçuk ile Abdullah Veli Aksaz, Talat Özcan, Mehmet Altunhan, Ali Fatih Şahin, Ümit Yeğin ve tutuksuz sanıklarla birlikte toplam 23 kişi hakkında, Cumhuriyet Savcısı Mahmut Kaan Yüksel tarafından gönderilen iddianamedeki incelemesini dün tamamladı. Mahkemece kabul edilen iddianamede, 'Hamdi Sedefçi'nin üye olmaksızın örgüt ile birlikte suç işlemek, Edirne Belediyesi Su Arıtma ve İmtiyaz Hakkının Devri ihalesine fesat karıştırmak, kamu görevlisine rüşvet vermek ve almak' suçundan 17-45 yıl arasında hapis cezası istendi. Tutuksuz sanıklardan Ahmet Özal hakkında ise 'kurulmuş olan örgüte üye olmak' suçundan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edilen iddianamede, diğer sanıkların Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) değişik maddeleri uyarınca yargılanmaları talep ediliyor.

EVİNİ MÜTEAHHİT DÖŞEMİŞ

İDDİANAMEDE dikkat çeken detaylardan biri Sedefçi'nin belediyeden ihale alan müteahhitlerle olan ilişkisi oldu. Edirne polisinin kare kare tespit ettiği görüntülerde başkan Sedefçi, eski başkan yardımcısı Cemil Erdoğan ile mütahitler, hava limanlarında ve restorantlarda, yanlarında kadın arkadaşlarıyla birlikte görülüyor. İhale alan müteahhitlerden Mehmet Altunhan'ın Sedefçi'nin evine 2 bin 301 bin YTL'lik hediye mobilya gönderdiği de iddianamede yer aldı. Bu mobilyaların Sedefçi'nin evine taşınması da kamera kayıtlarında dakika dakika tespit edildi.

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı
Free Hit Counter
Free Hit Counter Powered by MyPagerank.Net c Msn bot last visit powered by MyPagerank.Net Genel